Coelho, yaşamın anlamını sorgulayan bir karakterin ölümle yüzleşmesi üzerinden insanın en derin varoluşsal çelişkilerini ortaya koyar. Veronika, dışarıdan bakıldığında düzenli ve “normal” bir hayata sahip olmasına rağmen, içsel bir boşlukla yaşamaktadır. Onun intihar girişimi, aslında ölme arzusundan çok, anlamını yitirmiş bir yaşamdan kaçma isteğinin sonucudur. Ancak ironik bir şekilde, ölümün kaçınılmazlığıyla yüzleşmesi, onun yaşamı ilk kez gerçekten fark etmesini sağlar.
Romanda doktorun Veronika’nın kalan günlerini ölüm beklentisiyle geçirecek olmasını önemsememesi ise dikkat çekicidir. Çünkü ölümün yakınlığı, yaşamı değersizleştirmek yerine yoğunlaştırır: “Yaşadığı her yeni günü bir mucize olarak görecekti kız… her yeni gün bir mucizedir.” Bu düşünce, romanın temel dönüşüm noktasını oluşturur. İnsan, ölümün uzak bir ihtimal olduğunu düşündüğünde yaşamı erteler; oysa ölümün yakınlığı, her anı eşsiz ve geri dönülmez kılar. Veronika için zaman artık sıradan bir akış değil, fark edilmesi gereken bir armağandır.
Veronika’nın ölümle yüzleşmesi, onun için bir son değil, bir başlangıç olur. Ölüm ihtimali, korkulması gereken bir son olmaktan çıkar ve yaşamın değerini görünür kılan bir farkındalığa dönüşür. Coelho bu romanında, deliliğin bazen toplumun dayattığı normlara uymamak, gerçek sağlığın ise insanın kendi benliğini kabul etmesi olduğunu gösterir. Veronika Ölmek İstiyor, yaşamın anlamının güvenlikte değil, belirsizlikte; sıradanlıkta değil, cesarette saklı olduğunu hatırlatan güçlü bir varoluş hikayesidir.