İnsan, Müslümanlığını gömlek gibi giyip çıkarma imkanını elinde bulundurmadığından, ev içinde, ev dışında değiştirdiği kimliklerini kendini kandırmadan açıklayabilecek sebepler bulabilecek mi?
Allah'ın Resulü sordu:
-Sen nereden ve hangi dindensin?
-Ninevalı bir Nasranî'yim.
-Yunus Peygamber'in memleketinden ve iyi insanların yerindenmişsin.
-Sen Yunus'u nereden biliyorsun?
-Yunus benim kardeşimdir. O da benim gibi bir peygamberdi.
Addas yere kapanıp Allah Resulü'nün ellerine ve ayaklarına sarılıyor. İslâm'a geliyor.
Şimdi mücerret akıl planında kalarak Hz. Addas'ın niçin Müslüman olduğu izah edilebilir mi? Fakat Allah'ın Resulü ile Hz.Addas arasında bir ruhi alışverişin vuku bulduğunu inkar etmek de mümkün müdür?
Burada, bir an için, Hz.Addas'ın sorularını çoğalttığını farz edelim. Ona hidayet nasip edilmemiş olsaydı, bu sorulara
alacağı cevaplar Müslüman olmasına yetecek miydi? Nitekim bu yolu deneyenler çıkmamış mı? Fakat onların her biri, aldığı cevaba, isteyip de gösterilen mucizeye bir kulp takmışlardır. Çünkü onlar, İslâm'ı kendi iç mantığı, kendi diyalektiği içinde düşünebilme istidadından yoksundu.
İslâm, Allah'ın kendinden razı olduğu bir din olarak indirilmiştir. Müslüman'sa ona razı oImayı baştan kabul etmiş kimsedir. Bu kabule yanaşmayan, zaten Müslüman sayılmaz ve bu bakımdan kimsenin onlara bir sözü olamaz. Ama kendisine Müslüman'ım diyen kimsenin, başkasına șirin görünme adına, dinde yakıştırmalara girişmesi, farkında olmadan kendi Müslümanlığını reddetmeye müncer olur. Dinin herhangi bir hükmünü değiştirmeye kalkışmak, onu bütünüyle iptal etmekle birdir.
İslâm, insanların çeșitli konulardaki görüşlerini bir araya toplayan, hepsini belli bir temelde birleştiren bir "dünya görüșü" değildir. Çeșitli görüşlerin bir muhassalası, bir ortalaması değiIdir. O, Allah'ın indirdigi ve Resul'ünün talim ettirdiği biçimiyle vardır. Hiçbir muhakeme tarzı onu başka bir biçimde var kıImaya ne yetkilidir ne buna güç yetirebilir. Böyle olunca, herhangi bir sebep ve bahane ile sonradan yapılan yakıştırmalar küfür değilse eğer, bidattir.
Müslüman, bu nedenle, başkasıyla olan diyaloğunda asgari müştereklere dayanmaz, hayır, en çok hangi noktada ihtilaf içindeyse, o noktanın üstüne yürür. Peygamberlerin tavrı da bu olmuştur.