TÜRK EDEBİYATINDA FRANSIZ EDEBİYATI ETKİSİ ÇALIŞMALARI ÜZERİNE BİR İNCELEME İrem ÇANDIR Medeniyetler insanların meydana getirdiği bir dünyadır. Ve bu dünyanın kendilerine ait kültür, değerler ve bir yaşam tarzı vardır, zaman zaman bu insanlar birbirleriyle edebiyat, tarih ve sosyoloji kavramları içerisinde faydalı bir alışveriş gerçekleştirirler, Türkler ise edebiyat alanında en çok Fransız toplum ve kültüründen faydalanmıştır, hatta Türk Edebiyatı’nın büyük bir bölümünü Fransız Edebiyatı’nın örnekleriyle oluşturulmuş eserler oluşturur, Fransız Kültür’ü gerek dil gerek yaşam tarzı kıyafet ve eğlence, alafranga yaşam şekilleri ile Türk Edebiyatı’na etki etmiş ve bu batı mefkuresi dahilinde eserler kaleme alınmış gerçek hayata nüksetmiş ve batılı bir yaşam tarzına örnek olacak karakterler Osmanlı toplumu ve yaşam şeklini değiştirmiştir. Bir nevi o dönemin edebiyatı bir sosyal medya konumundadır. İnsanlar roman, tiyatro ve gazetede yer alan edebi yazılardan etkilenmiş. Ve bunların Türk Edebiyatı’na yansıması şeklinde Türk Edebiyatı’nın gelişmesine neden olmuştur. Tanzimat’tan sonra garp zihniyetini temsil eden mütefekkirler arasında Fransız inkılabından ve inkılabı hazırlayan mütefikkirlerden mülhem bir siyasi felsefe temayülü hakimdir. Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal’in makale ve eserlerinde bu eserlerden mülhem oldukları görülüyor. Fakat maalesef gazetecilik, vulgarisation seviyesini aşmıyan bu neşriyat arasında siyasi felsefeye dair ciddi tercüme ne de bir telif vardı. Bu devirde Ziya Paşa’nın tamamlanmamış Emile tercümesiyle, Rousseau’ya dair makalelerinde Ebüziyya Tevfik Mecmuasında ve Namık Kemal’in neşredilmemiş ve mühim bir kısmı kaybolmuş olan bazı tercümelerini ifade etmek gerekir. Rıza Nur “Namık Kemal” adlı eserinde şeraiti içtimai adıyla Contrat social’i
Özledim baba
ÖZLEDİM... Bu kışta gidenler çok oldu. Bol bol ağıt topladık,hüzün biriktirdik. Şubat'ın 2 siydi. Yoğun bakım ünitesinde yatan babamı en son benim görmem mümkün oldu. 3 Şubat sabahı,gün ışırken vefat etti. "Herkes baban seni beklemiş dedi." Ömer tepesindeki hastanenin yoğun bakım ünitesinde ,Şubat ayı benim için solgun bir bahçedir artık. Babamın yokluğu... Evlat kalbimde, bir büyük boşluktur... Babamın yokluğu... Evlat kalbimde en büyük hüzün,en büyük gurbettir. Hayatımın rengi gitti maalesef. İçimde babamın, kopup gitmesinin acısı ,derin bir hüznü var. Ömür boyu ailesine sıkı sıkı,vefayla bağlı kalmış bir insana ,veda etmenin ağırlığı... Hayatımda babamla geçirdiğim zaman, kısa bir rüya gibi sanki. Annem merhametiyle,şefkatiyle bizleri ısıtan,saran bir kalpken,babamda hikmetle bakan göz, konuşan bir kılavuzdu. "Ağzına kadar dua dolu, heybe gibiydi babam." Babam münis bir insandı. Kimsenin işine karışmazdı. Ahlaklıydı. Babam kalpleri kırmamaya özen gösteren, Karşısındaki muhatabını dinleyen, Az konuşan, Naif bir insandı. Babam diplomalara sığmayan bir hazineydi.
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yazılı Kürt Edebiyatı’nın Zenginliği
NEVZAT EMİNOĞLU-KÜRT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 1. Giriş Tarım devriminden sonra şehir-devletlerin ortaya çıkmasıyla kentler medeniyetlerin oluşum alanları haline geldi. Şehirlerdeki nüfus yoğunluğunun sonucu oluşan ticari faaliyetlerle ortaya çıkan refah ortamı insanları estetik duyguların tatminine yönlendirdi. Bu ise şehirlerin başta edebiyat ve sanat olmak üzere mimari, zevk, zarafet, hitabet, inanç, ahlak, ümran gibi insana özgü his ve hassasiyetlerin kaynağı konumuna getirdi. Bu nedenle insan ruhu en çok şehirlerde şekillenmeye başladı ve şehirler bu yüzden insan ruhunun estetik tablosuna dönüştü[1]. İbni Haldun eserlerinde şehir hayatının bu düzeyini “ümran” kavramıyla niteler. Bu kavram şehir yaşamının gerektirdiği bütün ihtiyaçların söz konusu bu toplumsallık içinde karşılanmasını ifade eder. M.Ö.3000’li yıllarda yazının medeniyet coğrafyamız içinde yer alan Mezopotamya’da icadıyla beraber insanlık tarihi için aydınlık bir dönemin kapısı da açılmış oldu. Yazı ve yazılı edebiyata kaynaklık eden unsurlara baktığımızda, bunların başında şehircilik, ticari hayat, eğitim kurumları, siyasi istikrar gibi olgular gelmektedir[2]. Türkiye’de Türkçeyle beraber en çok konuşulan iki dilden biri olan Kürtçenin edebiyat tarihine baktığımızda, metinsel edebiyata kaynaklık eden bütün bu unsurları görmek mümkündür. Çünkü yazılı Kürt edebiyatının ortaya çıktığı merkezlerin, Cizre, Hemedan, Erdelan, İmadiye, Bitlis, Hakkâri, Doğubayazıt, Müküs, Hizan, Meyafarkin, Siirt, Diyarbakır gibi orta çağ Kürt devlet ve beyliklerine başkentlik yapmış şehirler olduğu görülür. Bu şehirlerde Kürt hükümdarlar/mirler tarafından kurulup finanse edilerek klasik dönem edebi patronaj sistemi içinde himaye edilen başat eğitim kurumları olan Kürt medreseleri bu yazılı edebiyata kaynaklık etmiştir. 1.
İstanbul Sözleşmesi vesair sözleşme mağdurları
"Karaman E-3 koğuşu. 38.kişi olarak dahil oluyorum. Üç kat ranzaya ve aralara yatak atılmasına rağmen yatakhanede yer yok. Aşağıda kısık sesli de olsa açık TV ve sohbet edenlerin yanında uyumam gerekiyor, nasıl uyunabilirse. Zaten stres, korku zirve yapmış. Kadının beyanı esasmış. Aksini ispat etmem gerekiyormuş. Vay anam vay! İyi ki hayatta değilsin. Hele babam; hayatta olsa kahrolurdu bu olanlara. Medrese-i Yusufiye sıfatını hak ediyor bizim koğuş. 15-16 kişiyle cemaat halinde namaz kılınıyor. Sabah namazında aşağıdaki yemek-TV-etkinlik salonundaki masalar toplanıyor, bi tarafa yığılıyor, battaniye ve seccadeler seriliyor. Namazı hemşehrim Rifat Hoca kıldırıyor; onun ezberi daha iyi. Belli ki burayı fırsata çevirip ezber yapmış. Öğle, ikindi ve akşam Levent hoca kıldırıyor. O daha kıdemliymiş. Mümessil yardımcısı gibi bi pozisyonu var. Ara sıra idareye çağrılır, bilgi alınırmış. Çok faydası oldu bana; hapse düşme stresini atlatma ve koğuşa uyum sağlama hususunda. Allah tez zamanda kurtarsın. Fatih 10 yıl hüküm giymiş. Kiracıymış. Ev sahibi kirayı az bulduğundan mı nedir evden çıkmasını söylemiş. Sanayide çalışırmış Fatih. Ev arayacak zamanı olmamış. Motorunun tekerini patlatmışlar bi an önce çıksın diye. Başka uyarılar da yapmışlar ama biraz ağırdan almış bizim oğlan. Çözümü iftirada bulmuş ev sahibesi kadın. Hem de ne iftira. ‘Kızımı taciz etti, kucakladı, öptü, tecavüz etmeye kalktı’ demiş. Halbuki yeni evli sayılır Fatih. Evini zor geçindiriyor. Ne etsin elin kızını. Karakoldaki polisler de iman etmiş ‘kadının beyanının esas’ olduğuna demek ki. Dövmüşler bi güzel, bağırıp korkutmuşlar. İmzala bakıyım şu kağıdı demişler, itiraf ettirmişler. Hiç bir delil olmadığı halde mahkeme 10 yıl vermiş. Gerçi son zaman ifadeye çağrılıyordu tekrar; galiba avukatı zorla
1000Kitap