Size çok güzel bir kitap önerisi ile geldim.
Psikoloji sevin ya da sevmeyin rüyalar ve bilinçaltı herkesin ilgisini çekmiştir.
Freud'un "Rüyaların Yorumu" kadar keskin değil ama çok çarpıcı.
İçe dönmenin sancılı ama faydalı tarafından sesleniyor Jung bize.
Ruhtaki nasırlı gerçeklerin altında yatan düşleri görmeye çağırıyor.
İnsanın içine doğru yönelen bu aynanın sırrını çözmeye yönelmek isteyenlere kesinlikle tavsiyedir.
Kitabın adı ile içeriği o kadar uyumlu ki anca bu kadar olur.
Kitap başta Jung'un ufak tanıtılması, akademik serüveni Freud ile yollarının kesişip daha sonra bir süreliğine ayrılmasının aktarımından oluşuyor daha sonra bu ayrılık sürecinde kendini psikoterapi alanında adını duyuran hatta çığır açtıran görüş ve çalışmalarından oluşuyor.
Freud'un tutucu ve katı görüşlerinin aksine bilince, bilinç ötesine daha kapsamlı ve kucaklayıcı bir tutumu olduğunu söyleyebilirim. Tabii öncesinden biraz psikolojiye ilgili olmak ufak da olsa birikime sahip olmanın verimi arttıracağını düşünsem de hiç bilmeyenin de rahatlıkla anlayacağı bir kitap olduğunu açıkça söyleyebiliriz.
Rüyaların basit birer imgeler olmadığının ruhumuzun detaylı portresi, zihnimizin gölgesi olduğunun ve bunu keşfe çıkmanın insanın en dikenli taraflarıyla da yüzleşmek olduğunu görüyoruz.
Fakat ruhunu aramayan dinlemeyen kişinin yitip gideceği de nicedir.
Kitaptan bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
"Bugünün derdi bu, ruhumuzun kaybolması. İşin acıklı tarafi da onu olmayan yerlerde aramamız. Konfüçyüs bu meseleyi harika bir şekilde özetlemiş gibi, şöyle der: "En zor şey, karanlık bir odada bir kara kediyi bulmaktır, özellikle odada kedi yoksa."
Bugün doğayla bağını koparmış insanın elinde kalan ne peki?
Bir çıkış kapımız var mı?
Çıkış kapılarımız mitler ve rüyalarımız... Onlar hâlâ bizimle