"Artık ağlamıyor. Susmuş, bize bakıyor. Ama dik dik bakıyor. Hani bebekler gözünü diker ya? Hesap sorar gibi... Meğer gerçekten de hesap soruyorlarmış. Bunu da öğrenmiş olduk. Ama öğrendik de ne oldu? Hiç. Hesap verebildik mi Yok.”
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat
ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni
kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir ...
Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi ...