Beşinci mumu buraya, sana bu mektubu yazdığım masanın üzerine koydum. Çünkü ölü çocuğuma feryat eden ruhumu susturarak yalnız kalamam. Üstelik bu korkunç saatlerde her zaman her şeyim olan se ninle konuşmazsam, başka kiminle konuşabilirim ki?
Biliyorum, evet biliyorum, çocuğum dün öldü. Artık hayatımda yalnızca sen varsin; benim varlığımdan bile haberi olma yan sen, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranan ya da her şeyle ve herkesle gönül eğlendiren sen. Beni hiç tanımamış olan ve benim de her daim sevdiğim sen.
Şirin mi şirin zavallı oğlum, şimdi o daracık bebek yatağında öldüğü anki gibi öylece yatıyor, sadece gözlerini kapatmışlar, onun o zeki bakışlı koyu renk gözlerini. Elleriniyse beyaz geceliğinin üzerin de kenerlemişler. Yatağının dört köşesinde dört uzun mum yanıyor. Ona bakmaya cesaretim yok, hareket etmeye cesaretim yok, çünkü mum işığı her tit reştiğinde yüzünde ve kapalı dudaklarında gölgeler oluşuyor ve sanki yüz ifadesinde bir kıpırtı oluyor. Bu yüzden onun ölmediğini, bir kez daha uyanacağini ve o tertemiz sesiyle tatlı ve çocuksu bir şeyler mırıldanacağını düşünüyorum. Ama biliyorum ki o öldü.