Bir tarafta Yunan İzmir'i aldı, öbür tarafta "Yavaş yavaş!"
Bir tarafta Fransızlar Ermenileri silahlandırıp o canım Antep'e, o cömert Çukurova'ya saldırır, öbür tarafta "Yavaş yavaş!"
Bir taraftan efeler beşiği gider, bir tarafta Osmanlı pınarı gider, bir tarafta Rum çeteleri, bir tarafta Ermeni çeteleri kan, kan, kan, boyuna kan döker, köy basar, kent basar; öbür tarafta hepsine karşı ve daima "Yavaş yavaş!"
Bu yavaş yavaşları duydukça bir yıldırım, bir kasırga, bir tufan olmak hırsıyla yanar, aczini idrak ile dişlerini ellerine, dudaklarına geçirirdi. Evet, ve ne çare, yavaş yavaştı. Bunu artık o da öğrenmişti. Bu iş efsanevi bir sabır ve dehaya yakın bir uyanıklık işiydi.