Sonra bir gece uyandığımda -evimizde elektrik yoktu- arkadaşımın bir mum ışığında tahta kurularını duvarda teker teker öldürdüğünü gördüm. Duvar kan içinde kalmıştı. Duvar yeni badana edilmişti. Badananın taze kokusuna tahta kurusu kokusu karışıyordu. Mum isi ve gölgeler, arkadaşımın masum canavarlığına ayrı bir kabile dini töreni havası katıyordu. Sonra o günler de geçti.
Ağladım, güldüm, gözyaşlarımla çok tren camı ıslattım; çok mektup yazdım ve yaktım; çok kez dolaştım yapay bir kentin caddelerinde birini arayarak. Yıllarca arayarak. Ve kimsenin inanamayacağı kadar arayarak.
Eğer bir mecnun çileden çıkmış, asabileşmiş, ağza alınmayacak sözler söylemeye başlamışsa, bir yerde birileri insanlığın kumaşını yırtıyordur da ondandır.