Ramazan Dikmen

Ramazan Dikmen

Yazar
7.0/10
5 Kişi
·
9
Okunma
·
3
Beğeni
·
755
Gösterim
Adı:
Ramazan Dikmen
Unvan:
Yazar
Doğum:
Balıkesir, 1956
Ölüm:
10 Nisan 1997
1956 Dursunbey/Balıkesir’de doğdu. İlköğrenimini Balıkesir’de, orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Çalışma hayatına 1983’de Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu’nda müfettiş yardımcısı olarak başladı. Aynı bakanlıkta bir süre de vergi kontrol memuru olarak çalıştıktan sonra 1988’de Fransızca çevirmeni olarak Devlet Plânlama Teşkilatı’na girdi. Eğitim ve araştırma göreviyle iki yıl kadar Brüksel’de bulundu (1989-1990). Yakalandığı karaciğer kanserinden kurtulamayarak kırk bir yaşında öldü (10 Nisan 1997). İlk öyküsü 1974 yılında Akşam gazetesinde çıktı. Öykü, deneme, günlük, eleştiri ve Fransızcadan çevirileri Aylık Dergi, Mavera, Yönelişler ve kurucuları arasında yer aldığı Kayıtlar (Kasım 1990-Haziran 1995) dergisinde yayımlandı.
Doğrudur diye karşılık verecek, ben konuşmam pek. İnanmam konuşmaya. Çünkü biz aslında konuştuğumuz zaman konuşmuş mu oluyoruz? Hayır. Sadece zahiri kurtarıyoruz.
Diplerde gezen ince bir ağrı. Giden, dönmeyen ve dönmeyecek olan şeylerin artığı. Fâniliğin acı tortusu.
Ramazan Dikmen
Sayfa 13 - Hece Yayınları
Bana sorarsan anlaşmak, her şeyden önce kelimelere mecbur olmamaktır. Konuşmayı aşmaktır. Bunun için gönüllerin aynı hâl içinde birleşmesi gerekir.
Ramazan Dikmen
Sayfa 48 - Hece Yayınları
Hayır hayır düş bile görmemek: düşlerde çocuk da olunur, geçmişe de dönülür. Ben yalnızca uyumak istiyorum.
Ramazan Dikmen
Sayfa 121 - Hece Yayınları
118 syf.
·Beğendi·7/10
Öyküler biraz tekrar niteliği tasiyor olabilir. Ama verdikleri mesaj itibariyle her biri çok değerli. Bir toplumun, arafta kalmış halini çok güzel ifade ediyorlar. Her sayfa yasadigimiz, yasatildigimiz ironilerle dolu...
219 syf.
·6/10
Bir kitabın kafanızda belli bir imgeyle yer edinmiş olmasının faydaları elbette var. Bu kitap bir roman ise, bu imge üzerinde çokça durulmuş ve nasip olmuşsa da yazar bu imgeyi tekrar ettiği için değil anlatısıyla güzelce örtüştürebildiği için, imge kalıcı olmuştur. Ancak bu kitap bir öykü kitabı ise, durum biraz tehlikeli. Çünkü öykü kitaplarının temeli yazarın kısıtlı ya da geniş bir çerçevede çeşitlilik sunmasında, sunabilmesinde yatıyor. Ramazan Dikmen’in Muhayyer’i aklımda “namaz bezi” ile yer edindi. Muhayyer’i “namaz bezi” etrafında dönen iyi bir eser olarak nitelemek mümkün değil demek istemiyorum. Gayet de olabilirdi. Aslında elimizde olan şey, iki yarısı birbirine denk olmayan bir kitap. Namaz bezi ile özdeşleşen kısım, özdeşleşmeyen kısmın hayli gerisinde kalıyor. Eserin geneli hakkında bir kanaat oluşturmak da bu yüzden zorlaşıyor.

İki yarı dememizin sebebi, bu kitabın yazarın iki öykü kitabının bir arada basılmış hali olması. İlk kitabın ismi Kıyıya Vuranlar ve ilk baskısı 1996’da yapılmış. Muhayyer isimli hikâye ile açılan kitabın aslında güçlü bir başlangıç yaptığını söylemem gerek. Bir Müslüman için İslamî değerlerle gayri-İslamî değerler arasında sıkışmış insan portreleri her zaman ilgi çekicidir. Ancak yazar bu tip portrelere odaklanmakla kalmıyor. Aksine, sıkışmışlık yaşayan değil de, dönüşüm geçiren ya da her iki tipteki değerleri de kendinde meczeden insanları anlatıyor. Muhayyer hikâyesindeki baba mesela, bir din adamı; ama kızının musiki korosunda konsere katılmasına izin veriyor. Kızına özenle bir elbise dikiliyor, özel makyaj malzemeleri alınıyor ve topuklu rugan ayakkabılar. Babaya protokolde yer veriliyor, böylesine münevver bir din adamı olduğu için etrafından takdir topluyor. Arada mutasavvıf musiki üstadlarının da bahsi geçiyor. Bu örnekten anlaşılacağı üzere, yazarın ak-kara ikileminden uzakta durması hikâyeye malzemesini veren esas unsur. Farklı çevrelerde yetişmiş insanların birbirine âşık olmaları ama beraber olamayacaklarını görmeleri de bu yüzden çok daha sağlam bir zemine oturuyor.

Kıyıya Vuranlar kısmında farklı tekniklere başvurularak anlatıya renk katılmak istenmiş. Kimi zaman şiirler, kimi zaman zamanda ileri-geri gitmeler, kimi zaman kısıtlı konuşmalar ve kimi zaman mektuplar kullanılarak kurulan hikâyelerin geneline sinmiş olan yüksek hassasiyet ve zarafeti artık günümüz eserlerinde pek göremiyor olmamız üzücü açıkçası. Öte yandan, günümüz eserlerine alışmış biri için bu hikâyelerin fazla kibar gelebileceğini de eklemek gerek. Kibardan da öte, duygusal demeli belki. Yazarın anlatımında beni çeken noktalardan biri de bu oldu. Buradaki esas mesele, bunun, yaklaşık olarak yüz sayfa boyunca tekrarlanması. Hikâyeler birbirinden farklı olsa dahi okuduktan sonra birbirinden ayrı gibi gelmiyor. Farklı farklı kişilerin aşk hikâyelerini değil de aynı kişinin aynı kişilerle geçen aşk hikâyelerini okuyormuşsunuz gibi geliyor. Genel itibarıyla mütedeyyin ve duygusallığı nedeniyle biraz çekingen kalan bir Müslüman erkeğimiz ve biraz havai ve biraz gayri-İslami ama bir şekilde İslam ile irtibatı olan ya da olabilecek bir Müslüman kızımız var. Ve üstüne mutsuz bir sonumuz var. Yazarın farklı teknikler kullanmasına rağmen aynılık tuzağına düşmüş olması hikâyelerdeki kısıtlı ve örtüşen imgelemlerle birleşince aynılık kaçınılmaz oluyor. “Namaz bezi” imgesi de buna bir örnek olarak verilebilir.

Bu “kitap”tan sonra Afife Abla’nın İncileri geliyor. Kıyıya Vuranlar’dan bir sene sonra ilk baskısı yapılan kitap teknik açıdan daha cesur. Buradaki hikâyeler ilk kısımdakilere kıyasla çok daha az sündürüldüğü için ilk kısımdaki hikâyeler kadar okuru sıkmıyor. Günah ve Ağlama Güncesi hikâyeleri her ne kadar yine önceki kısımdaki anlatıcılara benzer baş karakterlere sahip olsalar da onlardan ayrı durabiliyorlar. Sonra, Defter isimli hikâye var mesela; askerlerin bir hatıra defterine yazdıklarından takip ediyoruz hikâyeyi. Sonuç çok iyi olmasa da güzel bir deneme. Sonra bunun üzerine bir de Ödül Töreni isimli distopik diyebileceğim bir hikâye geliyor. Bu farklı çalışmalar, ilk kısımda neyin eksik olduğunun da iyi bir işareti aslında. Sonrasında gelen Afife Abla’nın İncileri dahi önceki kısımdaki hikâyelerle benzer bir dünya paylaşsa da yine kendi ayakları üzerinde durabilen bir hikâye. Portre isimli ve sadece art arda sıralı isim tamlamaları ve kelimelerden ibaret olan hikâyenin şiirsel dokusunu da not etmeliyiz buraya. Yazarın, duygusal dilini korumakla beraber, bu öykülerde çok daha farklı üslûplarla karşımıza çıkabilmesi de anlatımı çeşitlendirmek adına faydalı. Hikâyelerin genelinde ilk kısımdakilerden çok daha cesur ve eleştirel bir dil kullanımı da anlatıcıyı günümüz insanına daha kolay hitap edecek bir seviyeye getiriyor.

Hikâye kitaplarıyla ilgili en büyük sıkıntı, eğer hikâyeler farklı zamanlarda yazılmışlarsa, tekrara düşüldüğünün anca bu hikâyeler toplandığı zaman fark edilebilmesi. Deli Gömleği’nde de bunu görmüştük, Muhayyer’in Kıyıya Vuranlar kısmı da bundan fazlasıyla muzdarip. Bu tekrarlar, tekrar edilmemiş olsa kalbimizde daha güzel bir iz bırakacak olan hikâyeleri de yutuyor. Bu noktada Afife Abla’nın İncileri isimli ikinci kısım (kitap) imdada yetişiyor. Hem teknik hem de tematik açıdan çok daha renkli bir tablo sunan bu ikinci kısım, Muhayyer’i okunmaya değer kılacak hikâyeler barındırıyor. Yazarın duygusal hâlleri kimi okuru sıkabilir; ama derli toplu ve kimi deneysel hikâyeler içeren bu kitabın elbette muhatapları olacaktır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ramazan Dikmen
Unvan:
Yazar
Doğum:
Balıkesir, 1956
Ölüm:
10 Nisan 1997
1956 Dursunbey/Balıkesir’de doğdu. İlköğrenimini Balıkesir’de, orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Çalışma hayatına 1983’de Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu’nda müfettiş yardımcısı olarak başladı. Aynı bakanlıkta bir süre de vergi kontrol memuru olarak çalıştıktan sonra 1988’de Fransızca çevirmeni olarak Devlet Plânlama Teşkilatı’na girdi. Eğitim ve araştırma göreviyle iki yıl kadar Brüksel’de bulundu (1989-1990). Yakalandığı karaciğer kanserinden kurtulamayarak kırk bir yaşında öldü (10 Nisan 1997). İlk öyküsü 1974 yılında Akşam gazetesinde çıktı. Öykü, deneme, günlük, eleştiri ve Fransızcadan çevirileri Aylık Dergi, Mavera, Yönelişler ve kurucuları arasında yer aldığı Kayıtlar (Kasım 1990-Haziran 1995) dergisinde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 9 okur okudu.
  • 8 okur okuyacak.