Yalnızlığı tercih edenlere
Yalnızlık benim için bir eksiklik değil, bir tercih.
Kendimle kurduğum dengeyi, huzuru ve saygıyı korumak kolay olmadı.
Bu yüzden artık biliyorum:
İçimde kurduğum bu düzen, rastgele gelen hiçbir şeyden daha değersiz değil.
Ben, kendi varlığını küçültmeyen bir duruşun sahibiyim.
Ve bu duruş, eksik hissettiğim için değil…
Kendime verdiğim değeri bildiğim için böyle.
Duruşum ve düşüncelerim daha azına razı olacak kadar kıymetsiz değil.
Eğer bir gün bu durum değişecekse,
duruşumu ve düşüncelerimi şu an olduğundan daha olgun, daha güzel seviyeye çıkaracak bir insan için olacaktır.
✍️ Murat
Derdi paylaşacak bir "can" olmayınca, aldığın her nefes göğsünde düğümlenir; seni sükutundan tanıyanı bulmadıkça, kurduğun her cümle bir gürültüden ibarettir.
✍️ Murat
TENHA MÜREKKEP
Gönlümün kıyısında hüzne gebe bir şafak
Heybemde bin yıllık yük, yollar benden kaçıyor
Serçe bakışlı bir tenhalığa sığınarak
Ruhum, kendi gurbetinde sessizce kan ağlıyor.
Duygu pazarında bir garip iktisat bu, inan
Her kelâmım, kıymet bilmezin elinde ziyan
Bir yıldız sönüyor içimde, şehirden kaçan
Işıklar içinde karanlığı içmektir bu.
Sen ey, halden anlayan o meçhul yolcu!
Gelmedin; bulduğum her çeşme içimi kuruttu
Sırtımdaki hançer değil, sahte bir avunçtu
Anladım; yanlış eşikte beklemek, ölmekmiş bu.
Kum saati sızıyor ruhumun çatlağından
Verdikçe eksiliyorum, bir gölge tutamağından
Bir gemiyim ki, vazgeçtim liman toprağından
Yükünü denize dökenin hürriyetidir bu.
Zıtlıklar ülkesinde bir yangın ki bu, sessiz
Kalabalıklar içinde kaldım kimsesiz, nefessiz
Zenginlik sanılan o mülk aslında hiçtir sensiz
Kendi tenhasında sultan olanın halidir bu.
Gözlerin, o mukaddes mabedin tek anahtarı
Dindir artık bu halsiz, bu yorgun intizarı
Çünkü halden anlamayanın her bir baharı
Zemheri ayazında üşüyen bir düştür bu.
✍️ Murat
Aslında her şey, içimde hiç bitmeyen bir taşınma telaşı gibi. Ama ne giden var ne de gelen. Hüzün, sabahları üzerime giydiğim o eski, ağır palto. Omuzlarımı aşağı çekiyor, düğmeleri hep yanlış iliklenmiş gibi bir huzursuzluk veriyor ama çıkarmaya da kıyamıyorum; sanki beni rüzgardan koruyan tek şey oymuş gibi.
Yalnızlığım ise, kalabalık bir caddenin ortasında dili unutulmuş antik bir alfabe gibi durmak. Herkesin gözü üzerimde, evet, ama kimse ne anlatmak istediğimi çözemiyor. Bakıyorlar, geçiyorlar. Ben orada, kendi sessizliğimin içinde tozlu bir kütüphane rafında sırasını bekleyen o kalın kitap gibi kalıyorum. Kapaklarım biraz yıpranmış, sayfalarım sararmış... Birisi elimi tutsa, aslında en çok o "anlaşılmamanın" verdiği o soğuk demir tadını anlatacağım onlara.
Bazı akşamlar, kendimi boş bir tiyatro sahnesinde tek başına repliklerini unutan o oyuncu gibi hissediyorum. Işıklar açık, perde inmemiş ama karşımda beni alkışlayacak ya da yuhalayacak tek bir ruh bile yok. Anlaşılmamak; sesimin kendi göğüs kafesime çarpıp yine bana dönmesi, yani kendi yankıma hapsolmak gibi bir şey.
Kendi hikayemin içinde, yolu hiçbir haritada görünmeyen isimsiz bir kasabayım artık. Kimse oraya uğramıyor, kimse oradan geçmiyor. Sadece ben, sokak lambalarının altında kendi gölgemle el ele tutuşup, hiç gelmeyecek bir baharın hayaliyle ısınıyorum.
✍️ Murat