Bir şeyin tadını almak için, önce o şeyi sevmek gerekir. Bir kimse bir şeyi sever, arzularsa, muradına erdiğinde haz alır, lezzet bulur. Bu hazla mutluluğa ermek, arzu edilen şeylere nail olduktan sonra meydana gelir. Bazı filozof ve tıpçılar "Haz, arzu edileni elde etmektir." der. Ancak bu doğru değildir. İdrak, yani elde etme, sevgiyle haz almanın arasındadır. İnsan, -mesela- önce bir yemeyi cana çeker. Canının çektiği bu yemeyi yedikten sonra lezzet alır, haz alır. Yine haz alma, arzu edilen bir şeye baktıktan sonra gerçekleşir. Yoksa bizâtihi bakmak ya da bakılan şeye ermek, haz almanın kendisi değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Orada canların istediği, gözlerinin haz alacağı her şey vardır." (Zuhruf, 71)
İnsanın duyduğu tüm acılar ve tatlar böyledir; istenilen ya da istenilmeyen bir şeyi hissetmekle hâsil olur. Yoksa bizzat hissetmek, mutlu olmanın ya da mutsuzluğun kendisi değildir. Durum bu olunca şöyle diyebiliriz: İçinde mutluluk ve lezzet barındıran imanın tatlılığı; kulun, Rabbine karşı duyduğu kusursuz bir sevgiden sonra gelir.