Karanlık gökyüzünden inerken, gözümü kırptığım anda alaca karanlığın uçup gideceğini biliyordum. Uçsuz bucaksız toprakların gürbüz göğsünü sergileyişini izliyordum. Davetkár bir çağrıydı. Bir annenin yavrusuna seslenişi gibi, topraklar geceyi çağırıyordu.
Top ve silah sesleri sanki burnumuzun dibinden geli yordu. Ön saflarda ateş eden askerlerin gölgelerini görebi liyorduk. Barut dumanlarının ardında yere düşen bedenleri görebiliyorduk. Daha fazla dayanamam, öğlene varmaz ölüm sırası bana gelir diye düşündüm. Kurşunların ve patlayan bombaların ortasında geçen bir aydan sonra, artık ölmekten korkmuyordum.