Çok sevdiğim ressamlardan biri olan Van Gogh'un kardeşine yazdığı mektupların derlenmesiyle hazırlanmış Theo'ya Mektuplar, ressamın hayatı boyunca yaşadığı ruhsal sancıları, maddi sıkıntıları, eserlerine hiç değer verilmediği ve satılmadığı halde nasıl yapmaktan asla vazgeçmediğini anlatıyor. Çok naif düşüncelere sahipmiş sanat ruhu inceltir derler ya gerçekten öyle. Hayatına dair çok ufak detaylar biliyormuşum onu anladım. Son mektuplara doğru biraz boğaz düğümletiyor. Özellikle cebinde bulunan son mektup... Bazı yerlerde kendi kendine yetinmekten bahsetse de sanki içten içe kardeşine yalvarıyor, bu dünyanın ona ağır geldiğinden dem vuruyor. Kitap aynı zamanda bir insanın psikolojik değişimini de adım adım gösteriyor.
Şimdiye kadar okuduğum en iyi kitap Tehlikeli Oyunlar diyebilirim. Kitabın içinde kayboldum resmen. Oğuz Atay seveceğime emin olduğum ama yarım bırakırım diye elimin de gitmediği yazarlardandı iyiki de gitmemiş çok doğru bir zamanda okuduğumu düşünüyorum. Sembolik, ironik bir anlatım içerdiği için biraz okuma birikimi istediğini düşünüyorum. Anlaması da anlatması da çok kolay değil, nasıl tanımlarsam tanımlayayım sığ kalacakmış gibi hissediyorum hatta kitabın sonundaki çiftin konuşmaları da bence bunu destekler nitelikte. Ayrıca karakterin sonunu kitaptan önce öğrenmeme rağmen kitabın tadını asla kaçırmadı çünkü son değil süreç asıl burada önemli olan. Tekrar tekrar açıp okuyacağım ve her okuduğumda yeni ayrıntılar fark edeceğime emin olduğum bir eser oldu.