Herhangi bir sefalet ya da mutsuzluk durumunda en etkin teselli bizden daha da talihsiz durumda olan hemcinslerimize bakmaktır;ve bunu herkes yapabilir.Fakat o zaman bütün insanlık için sonuç nedir?
Biz insanlar kasabın gözlerinin süzüp, içlerinden önce birini ardından bir başkasını seçtiği kırda oynaşan kuzuları andırıyoruz; çünkü iyi günlerimizde bizi tam da bu anda hangi felaketin pusuda beklediğini,hangi hastalık,sefalet, işkence ve eziyetin,uzuv ,akıl ve can kaybının birdenbire bastırmak için hazırlandığını bilmeyiz.
Bu dünyada zevkin acıya ağır bastığı veya her halde bu ikisinin birbirini dengelediği iddiasını her kim kısa yoldan sınamak isterse avını parçalayıp yiyen hayvanın hissiyatıyla ona av olan hayvanın hissiyatını mukayese etmelidir.
Ne olursa olsun var olan hiçbir şeyin çabamıza değmediğine, bütün uğraş ve didinmelerimizin beyhude, bütün iyi şeylerin boş ve gelip geçici, dünyanın her bakımdan müflis, hayatın da asla maliyetlerini karşılamayan bir iş olduğuna kani olabilmeliyiz, dolayısıyla irademiz böyle bir hayattan yüz çevirebilir.
Hayat kendisini gerek büyük gerekse küçük meselelerde sürekli bir aldanış olarak sunar.
Dolayısıyla mutluluk her zaman gelecekte, değilse geçmiştedir ve içinde bulunulan an, rüzgarın güneşli bir vadinin üzerinde sürüklediği küçük kara bir buluta benzetilebilir;bulutun önünde ve arkasında her şey pırıl pırıldır, sadece kendisi her zaman bir gölge düşürür.Bundan dolayı içinde bulunulan an her zaman yetersizdir,ama gelecek belirsiz ve geçmiş geri döndürülemezdir.