Fiiliyatımızın kaynağı,kendimizi zamanın merkezi,nedeni ve sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdadır.Reflekslerimiz ve gururumuz, teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür.Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik; eğer kıyaslamak, yaşamaktan ayrılmaz olsaydı,mevcudiyetinin uzaklığının açığa çıkması bizi ezerdi.Ama yaşamak,kendi boyutlarına körleşmektir...
Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar...
Vaaz verme çılgınlığı içimizde öyle yer etmiştir ki,korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar.Her insan,kendinin bir şey önereceği anı bekler:Ne önerdiği önemli değildir.Bir sesi vardır ya,o yeter.Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz...
Fanatik ise yolsuzluğa kapılmaz:Bir fikir uğruna öldürüyorsa,onun için pekala ölebilir de;her iki durumda da,Tiran veya şehit de olsa,bir canavardır.Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur.En büyük zalimler,kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.
Düşüş,bir doğrunun peşine takılan ve onu bulmuş olmaktan emin olma değilse;bir dogma için duyulan tutku,bir dogmanın içine yerleşme değilse nedir?Bundan fanatizm doğar-insana işgörür olma,peygamberlik yapma ve terör zevkini veren temel kusur-,o lirik cüzzam aracılığıyla ruhlara bulaşır,boyun eğdirir;onları ezer ya da taşkınlaştırır...Bunun elinden bir tek kuşkucular kurtulur(ya da miskinler ve estetler), çünkü hiçbir şey önermezler, çünkü -insanlığın hakiki velinimetleri olan onlar-tarafgirlikleri yok eder ve içlerindeki sayıklamayı tahlil ederler
Bütün cinayetlerinin sorumluluğu tapma gücündedir:Bir tanrıyı yakışıksızca seven kişi, başkalarını da onu sevmeye zorlar,buna razı olmazlarsa onları yok etmeye de hazırdır.