Hayatında basit,küçük gibi gördüğümüz şeyleri kaybedersek ne olur ki düşüncesindedir insan.Ama öyle değil küçük gibi gördüğümüz şeyleri kaybedince uçurumlar kadar büyük boşluklar oluşur ruhumuzda.Günü gelir küçücük bir toka bile insanin canını derinden acıtmaya o kadar yeterlidir ki.Aşk'ı da küçük görmemek lazımdır bu yüzden.Aşk gözü kapalı uçurumda yürümektir.Hayatta her şey böyledir hiçbir insanı,eşyayı...Küçük görmemek gerek.Kemal'in Füsun'a duyduğu aşk basite alınacak küçümenecek kadar basit değildi. Uçurum kadar derin bir aşk duyuyordu Füsun'a.Bunu sonradan anlamıştı Kemal.Yaş mühim değildir bir aşk'ta.Kemal Füsun'u kaybedince vagonları kopmuş bir trene dònüştü ne yapacağını onsuz nasıl nefes alacağını bile düşenemiyordu.Uzaktan akraba olmak ve varlıklı olmak Kemal'in biraz işine yaramıştı.Füsun evlendikten sonra Füsunların evine akraba sıfatıyla gidip o evdeki eşyaları çalar olmuştu.Evet bildiğiniz hırsızlıktır bunun adı.Bir insan bir insanın içtiği sigara izmaritlerini saklayacak kadar cok sevebilir mi?
O kadar da değil der gibisiniz. Ama öyle son zamanlarda evlerindeki eşyaları çalıp ilk Füsunla seviştikleri apartmandaki dairede saklıyordu Kemal.Ev halkı anlamasın diye daha güzel şeyleri satın alıp aldığı yere koyup tekrar çalıyordu.Bazılarına göre bu bir hastalıktır.Ama bana göre bu aşk'tan daha öte bir şeydir. Öyle çok sevdi Füsun u Kemal.Ne mi oldu sonra.Füsun öldükten sonra aldığı bütün eşyaları Füsun'un doğduğu evde müze yaptı.Ve bu müzenin adı da 'Masumiyet Müzesi' oldu.Kemal o müzenin çatı katında son nefesini verene kadar Füsun'u yaşattı...Şimdi Kemal hirsız mı oluyor yoksa sevdiği kadını son nefesine kadar yaşatan aşık bir adam mı?..Kitabı okuyup kendiniz karar verin...