Duanın icabet olmayışıyla ilgili İbnü’l-Cevzî diyor ki:
“İnsanın bir tuhaf yönü de, arzularının peşinden inatla koşmasıdır; ne kadar engelle karşılaşsa, ısrarının o kadar artmasıdır.
Oysa istediği bir şey geciktiğinde, bu gecikme ya kendi hayrına olduğu için olur ya da işlediği bir günahın sonucudur. Çünkü günahkar kimse, çoğu zaman duanın kabulünden uzak kalır.
Duanın kabul edilmesini istiyorsan, önce icabet yollarını tıkayan günahları temizle.
Eğer dualarının karşılık bulmadığını fark edersen, durup düşün: O şeyi gerçekten dinî bir maslahat için mi istiyorsun, yoksa sadece bir heves mi?
Eğer arzuladığın şey sırf hevâ ve hevesin eseri ise bil ki, bu gecikme Allah’ın sana yönelik bir lütfu ve rahmetidir.
Kendini bir çocuk gibi düşün; çocuk bazen kendine zararlı olan bir şeyi ister. Ailesi ona merhamet beslediği için bu isteğini yerine getirmez. Senin için de durum böyledir: Rabbin, merhameti gereği, sana zarar verecek olanı vermeyebilir.
Yok eğer dileğin gerçekten dinî bir maslahat içerse, o halde o işin senin için daha sonra gerçekleşmesi ya da hiç gerçekleşmemesi daha hayırlı olabilir.
Şunu da bil ki: Allah’ın senin hakkında yaptığı takdir ve tedbir, senin kendi planından çok daha hayırlıdır.
Belki de O, seni arzuladığından mahrum bırakarak sabrını imtihan ediyor. Sen de sabrını göster ki, yakında ferahlığa eresin.
Ve ne zaman ki icabet yollarının günahlar sebebiyle tıkandığını anlayıp bunlardan arınırsan ve kaderine sabredersen, o zaman bil ki Allah senin hakkında en uygun olanı gerçekleştirmiştir;
Kâh vererek, kâh da vermeyerek..”
[Saydü’l-Hâtır - İbnü’l-Cevzî]