Dönelim... Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır... Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür Hanım. Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.
°
°
°
•
•
Dönmek… çoğu zaman geri adım gibi görünür ama bazen insanın kendini koruma biçimidir. Bu dizelerdeki “dönüş”, yenilgiden çok farkındalığın yankısıdır. Çünkü insan, tükendiğini anladığında değil; tükenişini kabullendiğinde olgunlaşır.
Şükrü Erbaş burada, alışkanlıkların küflü güvenliğini bir zayıflık değil, bir sığınak olarak anlatır. Bazen ruh, tanıdık karanlıkları seçer; çünkü bilinmeyenin aydınlığı, çoğu zaman daha yakıcıdır. İnsan, kendi korkularının bile tanıdık sıcaklığında huzur arar.
“Evlere dönelim…” derken aslında ruhun iç mekânlarına dönüyor. Her ev, biraz yalnızlığın, biraz korunmanın simgesi. Kendi iç kalemizde saklıyoruz kırılgan yanlarımızı. Bu bir kaçış değil, bir var olma biçimi artık.
“Ölçüsüz yaşamak bize göre değil” — bu cümledeki teslimiyet, umutsuzluktan değil, yaşamın ağırlığını fark eden bir bilgelikten doğuyor. Herkes geniş ufuklar peşinde koşarken, bazı ruhlar kendi dar odasında derinleşmeyi seçer.
Ve sonunda: “Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik.”
Bu, insanın büyümenin bedelini öderken fısıldadığı en sessiz itiraftır. Çünkü yenilgiyi tanımak, hayata öfkelenmeden bakabilmektir. Bu dizeler, savaşmaktan