Adem YEŞİL, Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl'ı inceledi.
26 Nis 23:27 · Kitabı okudu · 105 günde · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle şunu kesin bir dille ifade etmek isterim ki, bu bir roman ya da kurgu kitap değildir. Tamamen araştırma ve kaynaklara dayalı, bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi anlatan tarihi bir başyapıttır. Türk tarihi ile ilgilenenler için bulunmaz bir kaynakçadır. Kısacası, kendisini Türk bilen/hisseden ve geçmişi ile geleceğine sahip çıkan her bir Türkün evinde ya da kişisel kütüphanesinde Nutuk’tan sonra Oktay Sinanoğlu, İlber Ortaylı, Sinan Meydan, Hulki Ceviz Oğlu gibi ve daha ismini sayamadığım birçok önemli yazarın eserinin yanında yer alması gerektiğini düşünüyorum.

Kitabın yazarı Jean-Paul Roux günümüzün önemli Türkologlarından biri. Bizi Pasifik’ten Akdeniz’e, geçmişten bugüne kadar 2000 yıllık bir geziye götürüyor. Türkler bu geniş coğrafyada bazen küçük hanlıklar bazen büyük imparatorluklar kurarak çeşitli isimler altında hep var olmuşlar. Türkolog Yazar yazmış olduğu bu kitabı 1984 yılında oğlu Alain’ın anısına ithaf etmiş. Arkasından şöyle devam etmiş: ‘Ayrıca onun bu kitabı tüm hayatım boyunca dostluklarını benden esirgemeyen bugün hâlâ hayatta olan veya hayatını yitiren tüm Türklere ithaf etmemi anlayışla karşılayacağına inanıyorum.’ Ne kadar güzel bir düşünce!

Yazarımızın Altay Türklerinde Ölüm adlı kitabının ön sözünden de bir alıntı var. ‘Bu satırları bana yazdıran, bu kitabın oluşmasını sağlayan, bu sayfalarda iyi adına ne varsa borçlu olduğumuz olanların Orta Asya’dan uzak akrabaları, yine bunlar kadar uzak atalarıdır. Türkiye’de bu kitabı okumayı isteyecek olanlar beni isterlerse sertçe ve eminim ki hoşgörüyle eleştirsinler, ama kalplerinde bu insanlar için sevgi ve saygıyı eksik etmesinler.’

Bu kitapta bizi, bizden olmayan yabancı uyruklu bir Türkolog belirli başlıklar altında toplayarak anlatıyor. Kitap 563 sayfa. Ayrıca sonunda bazı ekler var. Size de ilginç ve tanıdık gelebilecek bazı alıntılar iletmek istedim.

- Hollandalıların Avrupa’ya Boğaziçi'nden taşıdıkları lale, tulip adını, bu çiçeğin taç yapraklarının bir türbanı andırmasından dolayı tülbent sözcüğünden almıştır.

- Türkler dışarıdan evlenme eğiliminde oldukları ve eşlerini Türk olmayanlar arasından seçtikleri, rastladıkları her kavimle karıştıkları, dilleri çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğu ve pek çok topluluk da bu dili benimsediği için Türklerle ilgili karakteristik denilebilecek fiziksel herhangi bir özellik saptama olanağı kalmamıştır.

- Molier de Kibarlık Budalası adlı yapımında, haklı olarak, ‘Şu Türkçe ne hayran kalınacak bir dil!’ der ve sözünü şöyle sürdürür, ‘az sözcükle çok şey söyler.’

- Kimi zaman bazı halklar Türkler tarafından ezildiklerini söylemişlerdir. Ama genelde Türkler egemenlikleri altına aldıkları halklara olağanüstü parlak dönemler yaşatmışlardır.

- Türklerde imparatorluk kurma eğilimi vardır. Türkler sözcüğün tam anlamıyla yeryüzünün hükümdarları dır.

- Türkler imparatorluk kurucuları olarak kavimlerini düzene koydukları gibi, dinleri düzene koymayı, onlara hak ettikleri yeri vermeyi, birinin diğerini ezmesine izin vermemeyi de kendileri için görev sayıyorlardı.

- Dine hizmet eden genelde devlet olmamıştır ama dinden yararlanmışlardır.

- Kadının elde edilmesi, Türklerde bir savaş ve av başarısı değerindedir. Çoğu zaman düşmanlarının karısına ya da kızına sahip olmak Türkler için elde ettikleri başarıların yeterli bir kanıtıdır.

- Kırgızlar 700’lü yıllarda Türkçe konuşuyorlardı. Bu dili en azından 1000 yıldan beri konuşmaktaydılar.

- Kırgızlarda ölüm yaşı ortalama 45, evlilik yaşı ise 15-16.

- Hristiyanlığın başlamasından önce Çinliler Kırgızları mavi gözlü, sarışın adamlar olarak tanımlıyorlar. Arap yazar Gardizi açık renk tenleri ve kızıl saçları olduğunu anlatıyor.

- Attila’nın ölümünden sonra bu bölgedeki ana rolü, üç federe ana grup ya da boylardan oluşan belirsiz üç topluluk üstlenmiştir: Bulgarlar, Hazarlar ve Macarlar. Bunlardan ilk ikisi Türkçe dil grubundandırlar. Üçüncüsü olan Macarlar ise Fin-Uygur dili konuşan, fakat Türklerin egemenliği altında bulunan bir gruptandırlar.

- Bulgarların kendileri de Attila’nın oğullarından biri olan İrnek’in soyundan geldiklerini söylerler.

- Attila’nın oğlu İrnek’in yüz elli yaşına kadar, babası Avitokhol’un ise üç yüz yıl yaşadığı söylenir. Mitlere özgü bu uzun ömür, bu iki şahsiyeti zaman içinde ulu bir mevkiye yükseltme imkanını verir.

- Türklerde çadırın kapısı güneşin doğduğu yere saygı nedeniyle doğuya açılırdı. Eski Türkler tarafından kesin şekilde uyulan bu uygulama büyük bir olasılıkla X yüzyıla doğru Çin etkisiyle değişecekti ve kapı bu kez de güneşin geçtiği en yüksekteki nokta göz önünde tutularak güney yönüne açılacak biçimde yapılmaya başlandı. Ana yönler, Çin tarzında bir renk adıyla ya da evrenin dört ana ögesinin adıyla anılırdı. Örneğin Osmanlılarda Karadeniz adı söz konusu denizin kuzeyde olması nedeniyle verilmiştir. Güneyde olan Akdeniz’in adı ise, yine bu nedenle ak olan denizdir.

- İlteriş Kağan, Cengiz Han, Timur vb ne pahasına olursa olsun türlü ittifaklar peşinde koşmuş ve çok eski bazı bağlara başvurmuşlardır. Bu bağlar ya doğal ya da akrabalık ilişkileri, ailevi taahhütler, daha çocuklukta kesilmiş sözler ve nişanlar veya karşılıklı olarak birbirlerine anlamlı armağanlar verdikten ve bileklerinden akıttıkları kanı birbirlerininkiyle karıştırmak ya da birbirlerinin kanını içmek yoluyla gerçekleştirilen kan kardeşlikleri gibi birleşmelerdir.

- Askerler on, yüz, bin ve on biner kişilik gruplardan oluşurdu.

- Cengiz Han ‘düşmanının karısını kızını kollarına almaktan daha büyük bir haz yoktur’ demiş.

- Çin kaynakları Türükler için önceleri ölüleri yakıyorlardı, şimdiyse gömüyorlar demekte.

- Mezara dirilince gerekecek olan nesneler (atlar, köleler, karılar) gömülürdü. Türük döneminden başlayarak ölünün karısının öldürülmesine gerek kalmıyor. Bunun yerine ölünün karısı, onu ölen için muhafaza etmekle görevli olan kayın biraderi veya üvey oğlu ile evlendirilirdi. Gömüldükten 40 gün sonra ve yıl sonunda aynı tarzda bir tören daha yapılırdı.

- Müslüman dünyada Türkler ölmüş düşmanlarının kemiklerini topraktan çıkararak yakmışlar. Bunu düşmanın yeryüzündeki varlığından kesin olarak kurtulmanın bir yolu olarak görmüşler.

- Hükümdar ailesi üyelerini kan dökülmeden öldürmek de bir kural. Çünkü ruhun kanın içinde olduğu düşünülmüş.

- Müslüman olsun ya da olmasın bütün Türk ülkelerinde kadınların konumu genelde İslam toplumlarının sergilediği genel görünüşe hiçbir biçimde uymuyordu. Dede Korkut’ta övünmekle avrat olunmaz denilirdi. Ancak kadın iyi düşünür, iyi konuşur ve onu dinleyen kocasına iyi öğütler verirdi.

- Türk kadını yüzünü saklamazdı ve hareme kapatılmazdı. Siyasal ve toplumsal yaşama tam bir özgürlükle katılırdı. Uyulması gereken yasa erkeklerin göbekleriyle dizleri arasını örtmekti. Avrupalılar Türk kadınlarının, ok attıklarını ve öküz arabalarını sürdüklerini görünce en az Müslümanlar kadar şaşırmıştır.

- Moğolların yarattığı tahribat dünyada atom bombasını elinde bulunduran ve onu kullanmaya karar veren gücün tahribatıyla karşılaştırılabilir.

- Timur’a göre dünya üzerinde sadece tek bir hükümdar, Türkleri yönetecek tek bir Türk olabilirdi. Timur iki efendi paylaştığı sürece dünyanın bir değeri yoktur diyordu.

- Oldukça dindar bir hükümdar olan Kanuni vaktinin çoğunu Kuran’ı Kerim’i istinsah ederek geçiriyordu. Onun elinden çıkma en az sekiz Kuran el yazması bulunmaktadır.

- Safevi hanedanlığının kurucusu Şah İsmail uzun bir süre Türk olarak kabul edilmiştir. Annesi Akkoyunlu Uzun Hasan’ın kızıdır, dolayısıyla Türk’tür. Babası Haydar İranlıdır, ancak Türkçe konuşan ortamlarda büyümüş ve yetişmiştir.

- Babür Şah baba tarafından Timur’un Miran Şah kuşağından ve anne tarafından Cengiz Han’ın soyundan geliyordu. Onun kaderi Hindistan İmparatorluğunu kurmaktı.

- II. Memed ‘tahta çıkan her kimse dünyanın huzuru için kardeşlerini boğduracaktır’ yasasını çıkarmış. Süleyman bizzat üç oğlunu öldürmüş ve şunları demiştir. ‘Müslümanların oğullarımın arasında çıkan savaştan kurtulduğunu görecek kadar uzun yaşadığım için Allah'a şükrediyorum. Eğer tersi olsaydı mutsuzluk içinde yaşıyor olacak ve o şekilde ölecektim.

- XX. Yüzyılda Türklerden geriye hiçbir şey kalmamış mıydı? Balkan halklarına sadece danslarını, kumaşlarını, alkolü (rakı), konutlarını, bunun ötesinde tüm dünyaya ise şiş kebaplarını ve yoğurdu bırakmışlardır ancak bugün bunlar bile onlara atfedilmemektedir.

- Mustafa Kemal 23 Nisan 1920 de kasvetli bir bozkır kasabası olan Ankara’da Büyük Millet Meclisini topladı ve yetkilerini ona devretti. O tarihten sonra Mustafa Kemal, Türkiye’nin cisimleşmiş örneği, bütün bir halkın iradesinin temsiliydi ve ‘Türklerin Atası’ değil ‘Ata Türk’ yani ‘Ataları gibi Türk’ anlamına gelen Atatürk adını aldı.

- Kürtler ile Türkler arasında pek çok nedenden ötürü bir uçurum yoktur. Bu iki ulus binlerce yıldır bir arada yaşamaktadır. Kürtlerin gönderme yapabilecekleri bir tarihleri, devletleri ya da tamamen Kürt unsurlardan oluşan bir kültürleri yoktur. Kürt boylarından bazıları bir biçimde Kürtleşmiş eski Türkmen topluluklarıdır. Kürtler ve Türkler Kurtuluş Savaşında birlikte savaşmışlardır. Kürt lehçeleri çok farklılaşmıştır, en çok kullanılan dil zorunlu olarak Türkçedir. Kanun önünde tüm yurttaşlar eşittir, Kürtler Cumhuriyetin yönetim kadrolarında en üst görevlere kadar çıkmışlardır.

Beş yüz sayfanın üzerinde bir kitabı yukarıdaki alıntılarla bir nebze olsun sizler için özetlemeye çalıştım. Tabii ki kitapta ilginizi çekebilecek daha pek çok önem arz eden konu var. Sonucu yine yazarımızın kendi kaleminden bağlamak istiyorum. ‘İki bin yıl boyunca Türklerin dehalarına pek çok kez tanık olduk, Pasifik Okyanusundan Akdeniz’e kadar varlıklarını sürdürdüler. Eğer geçmiş geleceğin garanti siyse Türklerden çok şey beklenebilir, ancak süvarilerinin mutlak üstünlüğüne borçlu oldukları egemenliklerine bir daha asla ulaşamayacakları bir gerçektir. Okurumun konunun yoğunluğunun bilincine ulaşmasını sağlamış sam kendimi başarılı kabul edeceğim, en azından Türk dünyasının üzerine çöken adaletsiz sessizliği dağıta bileceğimi umacağım.’

Hissizleştirebildiklerinizdenim -,-, Müslüman Kadının Şahsiyeti'yi inceledi.
07 Nis 20:49 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Kaç aydır elimde olduğunu bile bilmediğim kitap sonuda Elhamdülillah dedirtti. :)
Yazar o kadar güzel bir dille, hadislerle, ayetlerle ve kıssalarla müslüman kadının asıl bürünmesi gerektiği kimliği anlatmış ki size kesinlikle okumalısınız demeden geçemeyeceğim.
Yazar;
Müslüman Kadının Rabbine Karşı Görevleri
Müslüman Kadının Kendisine Karşı Görevleri
Müslüman Kadının Anne ve Babasına karşı Görevleri
Müslüman Kadının Kocasına Karşı Görevleri
Müslüman Kadının Çocuklarına Karşı Görevleri
Müslüman Kadının Akraba ve Yakınlarına Karşı Görevleri
Müslüman Kadının Komşularına Karşı Görevleri
Müslüman Kadının Arkadaşlarına Karşı Görevi
Müslüman Kadının Topluma Karşı Görevleri
diye bir suru başlıkta toplamış kitabı.

Bence kitabı okuyan herkes hayatında uyguladığı ve kitaptaki bahsedilen insanların uyguladığı şeyleri ister istemez karşılaştıracak. Bundan dolayı " o insanlar bunu yaparken ben neden bunu yapmıyorum" dedirtecek bir kitap. İnsan hani bir şeyin yanlış olduğunu bile bile yapmak istediği zaman boyle vicdan azabı ceker ya az buçuk onun gibi bir şey iste. Yanlış yapmak üzere ama okuduğu bu kitapta yaptığı şeyin yanlış olduğunu okumuştu, bunu yapması ne kadar doğru ?! İnsanı cidden düşünmesi gereken konularda düşündüren güzel kitap.

Müslüman Kadının Şahsiyeti kitabın adı ama bunu erkek kardeşlerimiz de okuyabilir çünkü bir kadın üzerinden anlatılan bir çok konuda aslında bir erkeğinde yapması gereken, bürünmesi gereken kimliğe az çok değinmiş

Hissizleştirebildiklerinizdenim -,-, bir alıntı ekledi.
07 Nis 19:55 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Sevgili kızım!
... o sıkıntılı iken sen sevinçli görünme.

- Zira birinci huy eksikliktir, ikinci huy adeta onu cezalandırmaktır.

Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 173 - Risale)Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 173 - Risale)
Hissizleştirebildiklerinizdenim -,-, bir alıntı ekledi.
07 Nis 19:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

kocası kızdığı zaman şöyle der... :)
... işte elimi elinin içine koyuyorum. Sen memnun oluncaya kadar gözüme uyku girmeyecektir.

Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 164 - Risale)Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 164 - Risale)
Hissizleştirebildiklerinizdenim -,-, bir alıntı ekledi.
07 Nis 19:23 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

- Ey Ebu Talha! Ben seninle Allah için evlendim.
Senden başka mehir almayacağım.

Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 158 - Risale yayınları)Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 158 - Risale yayınları)
Hissizleştirebildiklerinizdenim -,-, bir alıntı ekledi.
05 Nis 18:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kötü kadınlar kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar, temiz erkeklere; temiz erkekler de temiz kadınlara aittir.
(Nur.26)

Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 155)Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 155)
Hissizleştirebildiklerinizdenim -,-, bir alıntı ekledi.
30 Mar 00:08 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kadın, kendisine bir mal olarak değil de bir insan olarak baksa, çıplaklığa ihtiyaç kalmaz.

Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 61)Müslüman Kadının Şahsiyeti, M. Ali Haşimi (Sayfa 61)
Nazlı can Güneş, Müslüman Şahsiyeti'yi inceledi.
26 Mar 14:23 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kur'an ve Sünnet'e Göre Müslüman Kadının Şahsiyeti Prof. Dr. M. Ali Haşimi RİSALE Bu eserde müslüman kadının kendisine, ailesine ve toplumuna karşı olan sorumlulukları ele alınmakta, diğer insanlarla ne tür bir ilişkide olması gerektiği ayet ve hadislerle anlatılmaktadır. Eser müslüman kadının hayatın çeşitli alanlarındaki rolünü ortaya koymaktadır. Çocuklarının eğitimi konusunda sorumluluğunu bilen şefkatli bir anne, eşinin yanında onunla birlikte mutluluk dolu bir hayat inşa eden iyi bir eş, anne babasının değerini bilen hayırlı bir evlat, akrabalarıyla, komşularıyla, arkadaşlarıyla iyi ilişki içerisinde olan, bunun yanısıra bilinçli ve kişilik sahibi bir fert olarak toplumun şekillenmesinde rol oynayan müslüman kadının üstlendiği sorumluluklar bu kitabın işlediği konulardır.

Zehra Nur Erdal, Müslüman Kadının Şahsiyeti'yi inceledi.
04 Mar 18:49 · Kitabı okudu · 43 günde · Puan vermedi

Arapça aslından tercümesini Nurettin Yıldız, Hamdi Arslan ve İbrahim Kutlay’ın yaptığı bu kitapta müslüman kadının, Rabbine, kendisine, eşine, evlatlarına, anne babasına, arkadaşlarına ve topluma karşı görevleri (isimden de anlaşıldığı gibi) Kur’an ve Sünnet ışığında ele alınmış. Hedef gösterilen amellerin kadın için dünya ve ahiretteki getirileri de zikredilmiş. Zaman zaman batının ve İslam’ın kadına bakış açısı tarihten örnekler ile kıyas edilmiş. Herkesin anlayabileceği sade ve akıcı bir üslubun kullanılmasının yanı sıra besin değeri de çok yüksek bir eser. İstifadelenin.