Ne var ki, günler geçtikçe, gemideki yaşantının gerçekleri onu gitgide daha az ilgilendiriyor, gemi yol aldıkça anıları acı vermeye başladığı için, en önemsiz olay, en ufak bir ayrıntı onda sıla özlemi yaratıyordu.
Çok uzun yıllar sonra, Krakow’un kasvetli bir hastanesinde, adı değişmiş, saçları kazınmış ve tek sözcük konuşmamış olarak bir sonbahar günü ölünceye dek hep Mauricio Babilonia’yı düşünecekti.
Düşünde, bu düşü bir gece önce gördüğünü ve yıllardır ara sıra hep aynı düşü gördüğünü hatırladı. Daha uyanmadan biliyordu ki, uyandığı anda düşü unutacaktı. Çünkü zaman zaman yinelenen bu düşün özelliği düş içinde hatırlanmasıydı.
Çünkü yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu sürpüntüleri yakmış, geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı.