Gölgenin ışığa bağımlı olması gibi mutsuzluğa bağımlı olmayan mutluluk, birdenbire önüne dikilen kayıtsızlık haliyle yüz yüze gelir. Bu durum öylesine gerçektir ki, acı, romanlarda sonsuz çeşitlilikte tarif edilmeye çalışılırken tatminden hemen hemen hiç söz edilmez. Son olarak; mutluluğun erdemi, pek az yaşanmasındadır.
Onun (Marcel) gibi sadistler kötülüğün sanatını yaparlar; oysa, kalbi tamamen kötülükle dolu olan bir yaratık bunu beceremez çünkü kötülük onun dışında değildir, doğaldır; hatta kötülüğü ondan ayırt etmek neredeyse olanaksızdır. O, erdem, ölüye saygı, evlat sevgisi gibi şeylere inanmadığı işin bunları küçük düşürdüğünde günah işlemenin zevkini yaşayamayacaktır. (Marcel) gibi sadistler tamamen duygusal insanlardır; öylesine doğal bir erdemlilikleri vardır ki, cinsel haz bile onlara kötü bir şey, kötü kalpli insanların bir ayrıcalığı gibi gelir. Bir an için olsun buna kapılma lütfunu kendilerine bahşettiklerinde hem kendilerini hem suç ortaklarını kötü yürekli insanların kılığına sokmaya çalışır, kendi titiz ve şefkatli ruhlarından kaçıp hazzın insanlık dışı dünyasına dahil oldukları yanılsamasına sığınırlar.
Yet, mad with zeal, and blinded with our fate,
We haul along the horse in solemn state;
Then place the dire portent within the tow’r.
Cassandra cried, and curs’d th’ unhappy hour;
Foretold our fate; but, by the god’s decree,
All heard, and none believ’d the prophecy.