Kader kimi zaman insanları, birbirleri için ne çok şey ifade ettiklerini anlasınlar diye ayırır; bazen de, çok kıymetli zannettiği kişilerin aslında öyle olmadıklarını göstermek için onları kavuşturur. Nimetin varlığı ve kıymeti, onun yokluğunda hissedilir. Zenginliğin kıymeti fakirlikle, sağlığın kıymeti hastalıkla anlaşı lir. Daimi, kesintiye uğramaksızın süren nimetler hissedilemez, algılanamaz ve dolayısıyla şükrü eda edilemez. Her şey zıddının varlığı üzerinden bilinebilir.
Derler ya, karanlığın en yoğun olduğu zaman dilimi, aydınlığın da başladığı noktadır, diye. İşte ümitsizliğe sebep olacak ne kadar çok şey varsa, yani ne kadar çıkmaza girmişsek, ne kadar düzelmesi zor bir duruma düşmüşsek, bir o kadar büyük bir gücü arkamıza almış ve yine bir o kadar büyük fırsatlarla karşı karşıya kalmışız demektir.
Anne karnındayken bedenimizin oluşumu bize bırakılsaydı, orada görülecek şeyler, işitilecek sesler ve yürünecek yollar olmadığından, kulak, göz ve ayaklarımızı lüzumsuz bulup onları istemeyecektik. Başımıza gelen musibetler hakkında yaptığımız yorumlar da, bir sonraki safhaları bilmediğimiz için, böyle hatalı ve eksiktir.
insanın ileride başına gelecek musibetleri bilmiyor olması da büyük bir nimet ve rahmettir. Şayet bu kederli vakitler önceden bilinseydi, musibeti beklemek, o musibetin kendi ağırlığından katbekat daha yıpratıcı olurdu.