müteferric; DERDINI VE SIKINTISINI GEZEREK ATAN YÜRÜYEREK RAHATLAYAN KISI.
Kafayı ancak bu toparlar.
Müteferric Derdini gezerek atan kimseye denir. Yürümek ve gezmek.
Reklam
Müteferriç
Bugün çok güzel bir kelime öğrendim ; Müteferriç. Meğer içimin daralan odalarını, yeryüzünün geniş caddelerinde adımlayarak havalandıranlardanmışım. O boğucu sıkıntı gelip göğsüme oturduğunda, çareyi yollara düşmekte aramam hep bu yüzdenmiş. Fakat bu yürüyüş, sadece yollarla baş başa kalınan kuru bir eylem değil benim için; hele bir de o serin, telaşsız damlalarıyla yağmur bana yoldaşlık ediyorsa...(Kulaklıkta da güzel bir şarkı örneğin Jane maryam, dayan kalbim) Her bir damla toprağa düşerken, sanki omuzlarımdaki o görünmez ağırlığı da yıkayıp alıyor. Yağmur, yeryüzüne inen en güzel teselli oluyor adımlarıma. Ve yürüdükçe, dünyanın neresinde olursam olayım o en sevdiğim manzaraya(eşimden sonra), en güvenli sığınağıma çeviriyorum yüzümü: Gökyüzüne. Yeryüzünün tüm o daraltıcı karmaşasına ve gürültüsüne inat, başımı her kaldırdığımda beni kucaklayan o sonsuz saltanata. Gökyüzü gerçekten de bu alemin kralı; yağmurun, hüznün, yürümenin ve ferahlamanın en büyük şahidi. Toprak ayaklarımı tutsa da ruhumun asıl memleketi hep o sonsuz boşluk. Yağmurda ıslanmayı sevmeyenle olur mu hiç ? Ne güzel bir hemdemdir sessizce yürümek, yağmurla ıslanmak ve sadece göğe bakmak... Belki de bu yüzdendi gökyüzünde ölmek istememin sebebi
Son zamanlarda ben
Müteferriç; derdini gezerek atan kimseye denir. Yürümek, gezmek ve koşmak. Kafayı ancak bunlar toparlar.
“İnsan, Kendi Zihniyle Aynı Odada Duramıyor Artık.”
“İnsan, Kendi Zihniyle Aynı Odada Duramıyor Artık.”   Ödüllü Yazar Serhat Kaya ile çağın yalnızlığı, şiddeti, edebiyatı ve insanın içindeki uçurum üzerine özel bir söyleşi   Haber-Söyleşi / A. Elçin Tanören   Bir ekranın ışığında sabahlayan milyonlar; aynı masada oturup birbirine dokunamayan insanlar, kendini özgür sanırken algoritmaların içinde kaybolan zihinler… Bugün çağımızın en büyük trajedilerinden biri de hiç olmadığı kadar görünürüz ama hiç olmadığı kadar yalnızız.   Son yıllarda yayımladığı romanlarla çağın kırılgan ruh hâlini anlatan, toplumsal gerçekliği bireyin iç yaralarıyla aynı cümlede buluşturabilen önemli romancılardan biri Serhat Kaya. Özellikle ödül alan romanları ve yakın zamanda geniş yankı uyandıran Uçurum ile okurların dikkatini çeken Serhat Kaya; şiddetin normalleşmesini, modern insanın tükenişini, ilişkilerin sessizce çürümesini ve edebiyatın geleceğini anlattı.   Söyleşimiz sadece edebiyat üzerine değil, tümden bir çağın ruh hâli üzerine oldu. Ve belki de en çok şu sorunun etrafında dolaştık: İnsan, kendinden bu kadar uzaklaşınca geriye ne kalır?   Son yıllarda ödüllü romanlarınızla daha geniş kitleye ulaşmaya başladınız. Sizce okur, romanlarınızda en çok neyle bağ kuruyor?   Sanıyorum insanlar artık kusursuz kahramanlardan sıkıldı. Çünkü hayatın kendisi kusurlu. Benim romanlarımda herkes biraz yaralı, biraz eksik, biraz geç kalmış halde dolaşıyor. Okur orada kendisini görüyor olabilir. Bugün modern insanın en büyük problemi başarısızlıktan daha çok, anlaşılmamak. Bir de galiba şunu hissediyorlar: Ben yukarıdan konuşan, hayatı bir akademik kürsüden anlatan bir yazar değilim, bilakis sokağın içinden anlatıyorum. Metrodan, kahve kuyruğundan, aile sofralarından, suskun evlerden geçiyor hikâyelerim. Okurlar metinlerimde kendi hayatının yankısını
1000k
Reklam
Reklam