Bugün çok güzel bir kelime öğrendim ; Müteferriç. Meğer içimin daralan odalarını, yeryüzünün geniş caddelerinde adımlayarak havalandıranlardanmışım. O boğucu sıkıntı gelip göğsüme oturduğunda, çareyi yollara düşmekte aramam hep bu yüzdenmiş.
Fakat bu yürüyüş, sadece yollarla baş başa kalınan kuru bir eylem değil benim için; hele bir de o serin, telaşsız damlalarıyla yağmur bana yoldaşlık ediyorsa...(Kulaklıkta da güzel bir şarkı örneğin Jane maryam, dayan kalbim) Her bir damla toprağa düşerken, sanki omuzlarımdaki o görünmez ağırlığı da yıkayıp alıyor. Yağmur, yeryüzüne inen en güzel teselli oluyor adımlarıma.
Ve yürüdükçe, dünyanın neresinde olursam olayım o en sevdiğim manzaraya(eşimden sonra), en güvenli sığınağıma çeviriyorum yüzümü: Gökyüzüne. Yeryüzünün tüm o daraltıcı karmaşasına ve gürültüsüne inat, başımı her kaldırdığımda beni kucaklayan o sonsuz saltanata. Gökyüzü gerçekten de bu alemin kralı; yağmurun, hüznün, yürümenin ve ferahlamanın en büyük şahidi. Toprak ayaklarımı tutsa da ruhumun asıl memleketi hep o sonsuz boşluk. Yağmurda ıslanmayı sevmeyenle olur mu hiç ?
Ne güzel bir hemdemdir sessizce yürümek, yağmurla ıslanmak ve sadece göğe bakmak...
Belki de bu yüzdendi gökyüzünde ölmek istememin sebebi