Avareyim, asudeyim, yorgunum
Bilmiyorum sana neden vurgunum
Bu sözler, kalbin yorgun bir gecede kendi kendine mırıldandığı bir iç çekiş gibidir. İnsan bazen öyle anlar yaşar ki, dünyaya dair bütün gayreti, bütün telaşı silinir gider; geriye yalnızca gönlün titreyen sesi kalır. İşte o ses, sevgiliyi çağırır.
“Bilmiyorum neden sana vurgunum.”
Ne güzel bir itiraftır bu… Aşkı izah edemeyişin, kalbin akla meydan okuyuşunun en samimi hâli. Çünkü aşk bazen hiçbir sebebe muhtaç değildir; o kendi kendine yeşerir, büyür ve insanı esir alır. Sebebini ararsın, bulamazsın; lakin onsuz olamazsın.
Bu mısralar, bize insanın en çıplak hâlini gösteriyor: Yorgun bir ruh, ama içinde hâlâ yanmaya devam eden bir kıvılcım… Hayata karşı bıkkın, dünyaya karşı yorgun, fakat bir yüreğe karşı tarifsiz bir bağlılık içinde. Sanki kalp, “Ben bitkinim, fakat yine de seni sevmekten geri duramıyorum” diyor.
Aşk işte budur: izahsız, hesapsız, karşı konulmaz…
Ve bu şiir, bize gösteriyor ki insan bazen en yorgun ânında bile bir kalbin eşiğinde ayakta durur.