Gârip Bir Âdâm

Gârip Bir Âdâm
Gârip Bir Âdâm Ve Gârip Bir Ruh
Müteferriç
Bugün çok güzel bir kelime öğrendim ; Müteferriç. Meğer içimin daralan odalarını, yeryüzünün geniş caddelerinde adımlayarak havalandıranlardanmışım. O boğucu sıkıntı gelip göğsüme oturduğunda, çareyi yollara düşmekte aramam hep bu yüzdenmiş. Fakat bu yürüyüş, sadece yollarla baş başa kalınan kuru bir eylem değil benim için; hele bir de o serin, telaşsız damlalarıyla yağmur bana yoldaşlık ediyorsa...(Kulaklıkta da güzel bir şarkı örneğin Jane maryam, dayan kalbim) Her bir damla toprağa düşerken, sanki omuzlarımdaki o görünmez ağırlığı da yıkayıp alıyor. Yağmur, yeryüzüne inen en güzel teselli oluyor adımlarıma. Ve yürüdükçe, dünyanın neresinde olursam olayım o en sevdiğim manzaraya(eşimden sonra), en güvenli sığınağıma çeviriyorum yüzümü: Gökyüzüne. Yeryüzünün tüm o daraltıcı karmaşasına ve gürültüsüne inat, başımı her kaldırdığımda beni kucaklayan o sonsuz saltanata. Gökyüzü gerçekten de bu alemin kralı; yağmurun, hüznün, yürümenin ve ferahlamanın en büyük şahidi. Toprak ayaklarımı tutsa da ruhumun asıl memleketi hep o sonsuz boşluk. Yağmurda ıslanmayı sevmeyenle olur mu hiç ? Ne güzel bir hemdemdir sessizce yürümek, yağmurla ıslanmak ve sadece göğe bakmak... Belki de bu yüzdendi gökyüzünde ölmek istememin sebebi
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Allah’ım bizi bugün bir nikah şahitliğine layık gördü; meğer ne büyük, ne heyecan dolu bir sorumlulukmuş... Elhamdülillah. Rabbim kaza bela vermesin; canım dostumu ve yengemi iki cihanda da mutlu etsin. Beni de bu güzel başlangıçta onlara hayırlı bir yoldaş, güzel bir şahit kılsın. Ömür boyu mutluluklar...
Sen ateşteydin İbrahim, sorana gül bahçesindeyim diyordun.
Hayat üzerine
Geçip giden bir gölgeye teessür edilir mi hakikaten? Bazen avuçlarımızdan süzülenlere, hevesimizi kursağımızda bırakan o yarım kalmışlıklara yanıyoruz. "İşte bu sefer başka" diyerek açtığımız o gönül kapısından, gün geliyor hiç tanımadığımız bir yabancı çıkıp gidiyor. İnsanoğlu bu; noksandır, yanıltır, yarı yolda bırakır. Kanmamak gerekirdi belki o maskelere ama biz içimizdeki o pürüzsüz niyetle sevdik, inandık. O yüzden aynaya bakıp kendine kızmamalı insan. Suç, o ince ruhu taşıyamayan kalplerdedir; o güzelliği görende değil. Sonra o ilahi teselli yetişiyor imdada, göğsümüzdeki o ağır sızıyı dindiren muazzam bir ölçü düşüyor önümüze: "Olur ki, bir şey sizin hoşunuza gitmez ama o sizin için hayırlıdır; yine olur ki, bir şey sizin hoşunuza gider ama o sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) İşte burası sözün bittiği, rızanın başladığı yerdir. Emin ol; eğer o giden, o biten, o bir türlü oldurulamayan hikâye senin için gerçekten hayırlı olsaydı, ne yapar eder hayatının başköşesinde kalırdı. Nasibinde olan, dağları aşar yine gelir seni bulurdu. Kalmadıysa, çekip gitmeyi yahut hiç başlamamayı seçtiyse, O'nun mutlak bir bildiği vardır. Bizi boğulacağımız o bulanık sulardan esirgeyene, göremediğimiz uçsuz bucaksız denizleri görene sığınmak gerek. Velhasıl; konuşulacak söz çok, deşilecek yara derindir aslında. Anlatsak satırlar, dökülsek sayfalar sürer. Ancak biliriz ki delikanlı adamın lügatinde vedalar sessiz, kabullenişler vakarlıdır. Çok laf edip sızlanmak er kişinin işi değildir. Biz olan bitene bir eyvallah çeker, bağrımıza taş basar, en içten gelen bir "Elhamdülillah" ile yürür geçeriz. Nasıl olsa Allah büyük...
"Ben sana bir şey diyeyim mi : İnsanoğlu aptaldır... aptal! Aptal diye bir kaç kez yineledikten sonra başını önüne eğdi, düşünceye daldı."
Sayfa 95·Kitabı okuyor