Quentin Meillassoux’nun Sonluluğun Sonrası (Après la finitude) adlı çalışması, çağdaş metafiziğin birbirinden ayrışmış iki geniş ufkunu, analitik metafizik ile kıta geleneğinin spekülatif damarını, yeniden birbirine konuşur hale getiren nadir girişimlerden biridir. Kant’ın devrimsel korelasyonculuğunun rasyonalizmden ampirizme kurduğu “kendinde şey” köprüsünün tek yönlülüğüne karşı; Wittgenstein’ın “güçlü” korelasyonculuğunun analitik ile kıta arasında çift yönlü bir dil-felsefesi köprüsü olması gibi, Meillassoux da mutlak olumsallık iddiası aracılığıyla özgür irade, modalite, matematiksel realizm ve evrenin açıklığı tartışmalarında iki gelenek arasında metodolojik bir bağlantı olanağı yaratır.
Korelasyonist (phénoménologique ou transcendantal-kantien) gelenek, nesnenin bilgisinin bir özne (dasein, conscience, langage) bağlaşıklığıyla ancak; üstelik de uzay zamandaki bu bağlaşıklıkla kısıtlanmış olarak var olabileceğini savunur. Meillassoux, üç tip korelayonizmden solipsistik olanı nesnenin tüm varlığını öznenin bir rüyasına indirgediği için dışarıda bırakır. Diğer ikisinden Kant’ınkini zayıf korelasyon olarak nitelendirir ki bunda nesnenin bağlaşıklık harici bilgisi yine asla bilinemez ama sadece düşünülebilirken, güçlü olanda bağlaşıklık harici herhangi bir bilginin bile düşünülmesi söz konusu olamaz. Ancak; zamanda bağlaşıklılık kısıtlamasına karşı Meillassoux, hiç bir öznenin olmadığı bilimin "insan öncesi" (ancestral) zamana dair önermelerini masaya yatırır. Radyoaktif bozunum gibi insanlık tarihinden milyonlarca yıl öncesine dayanan verilerle, varlığın "bizim için" (pour nous) değil, en saf "kendinde" (en-soi) bir bilgisine bile ulaşabilir olduğumuzu kanıtlayarak korelasyonizmi deliverir. Burada yapılan hamle, işte bu arche-fact/arke-fosil kavramlarıyla varlığın