İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da
°Yağmur Öncesi Bulutlar°
Yağmur öncesi bulutlar gibisin sevdiğim, Ve ben seni kendimden çok sevmişim Ne sen benimsin ne ben seninim Sevmek için sahip olmak gerektiğini söyleyen kim? Malik mi de yıldızlara, fütursuzca seviyor insan? Biliyorum sevdiğim artık bensizlik en güzeli Biliyorum, benimle mutlu son yok, biliyorum Şimdi sen sadece sevsen de yeter... Suç mu? Ağlayarak geldiğimiz şu dünyada, Mutlu bir hikayemiz olsun istedim... Suç mu? Sensizdim, yurdu sen olan hayaller kurdum. Suç mu bu sevdiğim? Ben seni her şeyden çok sevdim... Bak sevdiğim! Ufukta görünen yine sensizlik. Korkma, ben sensizliği de seveceğim. Sensizlik bile utanacak yokluğuna. Şimdi yaşamak gibi bir kaygım da yok. Günün ve saatlerin ehemmiyeti kalmadı. Dikili seni sevmek için seneler karşımda. Takvimler eskir sevdiğim sen zamana kanma. Perde perde sevgim, sonsuzluğun da ötesi Dudaklarım ebediyet yeminini çoktan etti. Sonsuz uçsuz sevginin notaları geziniyor,
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kemal'i de sevelim :)
"Sonu mutlu biten bütün aşk hikayeleri, birkaç cümleden fazlasını hak etmez zaten!"
1000Kitap
Askerliğin Son Haftası
Askerliğimin son haftası, belki de şu an ortaokul çocuklarının yaşadığına benziyordu: Rahat ve özgür. Bu süreçte kıyafetlerini teslim edersin, muayene olursun, insanlarla vedalaşırsın... Kıyafetlerimi çıkarıp, torbaya koyduğumda onların yerdeki haline bakıp iç çekmiştim. İşte aylarca giymeyi arzuladığın sivil ve hafif kıyafetlerlesin, mutlu olmalısın, ama olamıyorsun çünkü onlarla bir geçmişin var. Hemen atıp kurtulamıyorsun, bunu fiziksel olarak yapsan da zihninde başaramıyorsun. Ertesinde sivil kıyafetlerimle dolaşıyorum: Hafif ve rahatlar. Sağıma soluma bakıyorum insanlar işlerini yapıyorlar bense oradan çoktan ayrılmışım ama bedenim ise henüz orada kalmak zorunda. Bana selam verenlere ben de veriyorum, sohbet ediyoruz ama tadı yavan. Uyku düzenimi bozuyorum çünkü burada artık düzenli bir uykuya gerek duymayacak kadar az kalacağım. Askerde öğrendiğim '' sistemsel eleştirileri bırak, günü kurtar'' prensibi yerini gelecek planlarına bırakıyordu. Bu gittikçe gözle görülen yoğunlukta gerçekleşiyordu: Günden güne... Zamanın yavaşlamasını istiyordum, mümkünse gitmemek... Ama hayır burası için fazla naifim, ya dışarısı için? Orası için de hırçın olduğumu düşünüyorum. Belki de benim yerim araftır, bilinmez...
1K
Herkes hikâyenin mutlu sonunu merak eder, kimse o sona gelene kadar neler kaybedildiğini sormaz...
Belki de mutlu son, kendini sevmektir...