Nicos Kazancakis, Zorba'nın yazarı. Mezar taşında şey yazıyor "Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm. Birçok şey yaşanıyor ama hiçbiri karşısında çok büyük bir sevinç ya da üzüntü duymadığımı fark ettim. Bir olaya verdiğimiz biçim, değer, kıymet zaman içinde değişebiliyor. Mesela bugün senin canını çok sıkan bir şeye bir süre sonra uzaktan bakıyorsun diyorsun ki "Ulan iyi ki öyle olmuş" diyorsun ya da bugün çok sevindiğin bir şey bir süre sonra bütün acılarının kaynağı haline gelebiliyormuş. Bütün işkenceler bir gün diniyor ve bir süre sonra acının da, mutluluk gibi, bir anlamı kalmıyor. Bu da aslında hayatın anlamsızlığının anlamına getiriyor beni. Yaşama derinden katılmak istiyorum ama ona daha az bağlı kalmak koşuluyla. Yani "Ölüyoruz demek ki yaşanılacak!" İsmet Özel diyor ya. Yani o tutkuya sahibim ama şu an geldiğim noktada bunu ben biraz pozitif nihilizm gibi anlıyorum. Aslında absürt bi gerçekliği kapsıyor. Böyle Kierkegaardvari, "Karanlıkta atılan kahkaha" gibi.
İnsanı en çok "mutluymuş gibi görünme" duygusu yıpratır. 📕☕️🖋
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir külah dondurma ve kaybolan yazlar
Dondurma neden hep çocukluğun tadında? Ağzınızdaki ilk soğuklukta ne hissediyorsunuz? Kaymak kaymak gibi değil artık. Çikolata da çikolata gibi değil. Peki, tarif mi değişti, biz mi? Ne zaman dondurmanın adı geçse, ne zaman bir külah alsam, nerede olursam olayım, kendimi bir an için çocukluğumun yaz akşamlarında, Moda’daki dondurmacımızda bulurum. Annem, babam, kardeşlerim ve ben. “Ne’li olsun?” diye sorulduğunda seçim zorlaşırdı. Çikolata mı, kaymak mı? İkisi de güzeldi. Dondurmalarımızı elimize alır almaz erimeye, akmaya başlardı. Eriyen damlalara yetişmeye çalışmak başlı başına bir oyundu. Sonrası hep beraber Kumlu Park. Çocukken de adına Kumlu Park mı derdik, yoksa bu isim sonradan mı yerleşti, bugün emin değilim. Ne de olsa o yıllarda tüm çocuk parkları mumluydu. Yıllar sonra yine koşarak dondurma alsam da, lezzeti yine harika olsa da bir şey eksik. Parka kadar yürüyorum. Dondurma akmıyor. Telaşlanmıyorum. Yaz mı çok sıcaktı o zamanlar? Ben mi yavaştım, yoksa dondurma mı değişti? Kaymak artık kaymak gibi değil. Çikolata çikolata gibi değil. Tarif mi değişti? Ben mi? Belki o dondurmayı özel yapan taze meyveydi. Annemin elimi tutuşuydu. Ailenin sıcaklığıydı, Moda sahilinden gelen iyot kokusuydu, yaz günlerinin o tatlı serinliğiydi. Belki sütün tazeliğiydi. Belki de hepsiydi. Anılardı, çocukluktu. Kim bilir? Dondurma yine de vazgeçilmez. Kaç yaşında olursak olalım, bir külahı elimize aldığımızda içimizde hâlâ tatlı bir heyecan kıpırdar, yüzümüze çocuksu birgülüş yerleşir. Dondurma bize çocukluğu geri getirmez; ama o günlerin sevgiyle dolu, kaygısız mutluluğunu tekrar tekrar hatırlatır. Dondurmanın arşivlerdeki tarihi Antik dönem anlatılarında karın meyve suyu, bal, şerbet ve çeşitli nektarlarla karıştırıldığına dair pek çok rivayet dolaşır: Çin’in buz
Makale|Yazı
Bir bilgeye soruldu: "İnsanların en mutlusu kimdir?" Şöyle cevap verdi: "İnsanları mutlu edendir." (el-Muneccid)
Unutmuyorum dün gibi bana gülüp ona gittiğin anı doğuşum seninle belki ama kıyamet gözümden düştüğün an
Duygu ve Düşünce
"Ne geçmişe bakıp üzül, ne de geleceğe bakıp tasalan. İçinde bulunduğun anı yaşa; çünkü o an varsın." -Mevlana-