O, yirmi üç yıllık risâleti boyunca ümmeti için ne doyasıya yedi, ne kanarcasına içti, ne rahatcasına yattı, uyudu. Ümmetini sevdiği için ve onların cehenneme doğru gitmemeleri için çırpınıp durdu. Öyle ya! Sevgi fedakârlık isterdi, sevgi vefa isterdi, sevgi istikamet ve ısrar isterdi. Efendimiz (sas) de ümmetini seven biri olarak bunların hepsini ziyadesi ile yerine getirdi.
Benim ile sizin hâliniz şuna benzer: Adamın biri karanlık bir gecede ateş yakar. Ateşin alevleri belirince kelebekler/pervaneler o aleve doğru hücum ederler. O ateş yakan adam, kelebekler yanmasın diye onların ateşe doğru uçmalarını engellemeye çalışır. İşte ben de sizin cehenneme hücum etmemeniz için sizleri tutuyorum, sizleri bellerinizden tutup çekiyorum, ateşe atlamamanız ve ateşe düşmemeniz için çırpınıp duruyorum.
Yürekte var olduğu iddia edilen sevginin en büyük ispatı, elde olanları verebilmektir. Elde olanları veremeyenler, ne kadar dilde seni seviyorum deseler de o sevgi sadece sözde kalan bir sevgidir. Sevgi ise sadece söz ile olmaz, önce öz ile sonra söz ile olur. Sevginin özde olduğunun en büyük delili ise infaktır.