Seven, sevdiğinin yolunda olur; seven, sevdiğinin istediği şekilde olur; seven, sevdiğinin hoşlanacağı işleri yapar; seven, sevdiğinin sevmediklerini terk eder... Dolayısıyla hem sevdiğini söylemek,hem de sevdiğinin kabul edemeyeceği işleri yapmak, o sevgiyi sadece dilde kalan bir hâle dúşürür.
'Ey Allah'ın Resûlü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?' diye sordu. Efendimiz: 'Sen boş ver kıyametin ne zaman kopacağını da bana, onun için ne hazırladığını söyle.' dedi. Adam: 'Allah ve Resûlü'ne karşı beslediğim sevgi dışında hiçbir şey hazırlamadım.' dedi. Bunun üzerine Efendimiz (sas): 'Şüphe yok ki sen, sevdiklerinle beraber olacaksın?' diye buyurdu."
İman eden, Allah'ın kendisinden istediği bazı emir ve nehiyleri tekellüf/sorumluluk olarak görür. İmanın tadına varan, her emri veya nehyi kendisini Rabbine yaklaştıran en büyük vesile olarak görür. Mesela; iman eden için namaz Allah'ın (cc) günün beş ayrı vaktinde kendinden istediği bir ibadet; imanın tadına varan için ise Allah ile buluşma, O'na kavuşma, Rabbi ile dertleşme ve konuşma imkânıdır. Böyle olduğu için de imanı en fazla tadan bir beşer olan Efendimiz (sas) için namaz; gözünün nuru ve aydınlığıdır.
Çünkü gönderilen tüm peygamberler, insanlığa dünyada cenneti yaşatmak için değil, asıl cennete insanları ulaştırmak için gelmişlerdir. Dolayısıyla peygamberler insanları "rahat ettirmek" için değil, "rahatsız etmek" için gönderilmişlerdi. Böyle olunca da peygamberleri sevenler, peygamberlerin yolundan yürümeye çalışanlar, bazı bedellerí ödemeye hazır olmalıydı.