Sevilen bir yazarın bünyede oluşturduğu heyecanla ve özenle başlanan bir kitabı memnuniyetle sonlandırmak, son sayfayı okuyup kapatıp, “çok güzeldi” duygusunu yaşamak. Okuduğum süre boyunca genelde akşamları, geceleri elim gitti kitaba. Her akşam anlatıcı Şehnaz’la buluşup ondan hikayeyi dinlemek bir süredir ritüel halini aldı bende. Annesinin uyurgezer gecelerinin birinde ailesiyle ilgili bir sırrı öğrenen ve unutma yetisini kaybeden akademisyen Şehnaz’ın dilinden kendi ailesinin kadınlarının kuşak hikayesini dinliyoruz. Dik duruşuyla ilkelerinden taviz vermeyen öğretmen annesi , paşa kızı anneannesi ve zorluklarla hayata tutunmaya çalışan büyük anneanne. “Oysa unutmak insan beyninin hayatı sürdürebilmek için bulduğu en muhteşem çözümdü.”
Şehnaz’ın artık unutmadığı, öğrendiklerinden sonra eskisi gibi olmadığı, yaptığı içsel muhasebelerine tanık olduğumuz, evli olan hocası E. ile yaşadığı adına aşk dediği bağımlılığı okuduğumuz etkileyici bir hikayeye tanık oluyoruz. “Acı ve hazzın sürekli birbirini izlediği, ısırgan, tahrip edici, tüketici ama bir yandan da kalbimi en güçlü duygularla çarptıran, her şeye rağmen keşke yaşamasaydım diyemediğim iki kutuplu aşk” ilişkinin tanımını bu şekilde yapıyor Ayfer Tunç. Yalnızlığını, zayıflığını gösterişli bir kalkan arkasında saklayan, karşısındakini sindiren birçok E. ve yaşadığı şeyi aşk sanıp bağımlılığın dört duvarı arasında sıkışıp kalan birçok kadın var etrafımızda. O yüzden hikayenin bu kısmı tanıdık gelecektir mutlaka size.
Kuşak hikayesi, anne-kız ilişki dinamiği ve bir ömre uzanan bir ilişkinin arka planı da oldukça hareketli. Toplumsal, sosyolojik değişimler; bir ülkenin toplumsal panoroması iğneli arka plana. Ayfer Tunç okurken zihnimizin sabit kalmasına izin vermiyor, zamandan zamana atlatıyor, ayrıntılarla hemhal