"Hazarda kardaşlarım, seferde yoldaşlarım, beni iyi dinleyin! Zafer inanan ve tevekkül edenlerindir. Biz, daima fırtınalı, boz bulanık göklerin ardında aradık Çobanyıldızı'nı. Bulamadığımız da hiç olmadı. O halde teslim olmanın utancını değil, bunca yıllık yoldaşlar olarak birlikte, omuz omuza ölmenin şerefini yaşayalım. Geride kalan ailelerimiz Allah'a emanetler.
" Tereddüt göstermeyin, çünkü dünya, size asla daha iyisini sunmayacak. Sofranız, dünden daha zengin olabilir belki ama çocuklarınız, akıllara erdiğinde, bugünkü açlık ve perişanlıklarını unutacak ve teslim olduğunuz o güne lanet edecekler. Bir sonrakilerin içinden, sizi korkaklık etmekle suçlayanlar dahi çıkacak. Hâlâ elimizde bir kahraman olarak, cihat ehli olarak, iyilerden anılarak ölme fırsatı var!.." Sesi hafifçe titredi Şamil'in, " Bilmiyorum, ne dereceye iyi liderlik edebildim sizlere... Zafer ve özgür bir ülke vaat ettim, lakin bir avuç aç ve hasta insanın güçlükle tutunduğu karlı dağlar düştü payımıza. Çok hatam oldu kardeşlerim... Yetersiz kaldığım, çaresiz hissettiğim anların sebebi, öncelikle kendi günahlarımdır... Bağışlayın beni... İslam için, siz müminler ve vatanım için, elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettiğime inanın... Hakkınızı helal edin!"
Mücahitler hep bir ağızdan, "Helâl olsun," diye bağırdılar.
" Benim de hakkımdır helaldir yoldaşlarım. O halde son olarak sizlere, büyük sahabe Bera bin Malik'in şu sözlerini anımsatmama izin veriniz, 'Ey Ensar topluluğu! Hiçbiriniz Medine'ye dönmeyi düşünmeyin. Bugünden sonra sizin Medine diye bir şehriniz yok... Ancak tek olan Allah var... Bir de Cennet..."
Mücahitler kılıçlarını çekerek hep bir ağızdan tekbir getirdiler.
Şamil de kılıcını çekti, kalenin açılmakta olan kapısına doğru uzattı, " Bismillahi