Kişinin mutluluğunda en büyük engel çoğu zaman kendisidir. Mutluluğumuza düşman huylarımız var. Bunların en başında kibir gelir. Kibir çok tehlikeli bir huydur ki hakkı inkâr etmeye kadar götürür insanı. Yaratılışımızın başlangıcında yaşananlar: Hz. Adem ve Hz. Havva'nın yaratılışı, İblis'in secde etmemesi, sonra şeytanın insanı kandırması, kandırılış sebebi, cennetten ayrılış... Bunlar bizler için çok büyük dersler ihtiva eder.
İblis, Hz. Adem'in karşısında kibre kapıldı ve Allah'ın rahmetinden kovuldu. Kibir bizi Rabbimizden uzaklaştıracak, sevdiklerimizin gönlünden düşmemizi sebep olacak en kötü huyumuzdur. Ve şeytan en çok kendi kaybettiği yoldan kaybettirmeye çalışır bize. Bu yüzden bize hep fısıldar: " Sana bunu nasıl yapar? Sen ondan daha üstünsün. "
Sadece içimizdeki şeytan yapmıyor bunu. Tüketimi arttırmak ve birilerinin cebini doldurmak için kapitalist medya tarafından da yapılıyor. Reklamlar " Sen her şeyin iyisine layıksın, biz senin için en iyisini ürettik. Hürriyetini yaşa, hayatını yaşa..." Tabii bunları yaşarken onların ürünlerinden kullanmak gerekiyor.
Kibir için benliği, yani nefsi beslemek gerekiyor. Nefis her şeyi istiyor ve aldıkça bencilleşiyor. Başkalarını düşündükçe, verdikçe de terbiye oluyor. Bu yüzden dinimiz iyiliğe, yardımlaşmaya, kendinden başkalarını düşünmeye çok kıymet veriyor.
Kibrin kötü olduğunu hepimiz kabul ederiz, etrafımızdaki kibirli insanları fark ederiz de kendimiz kibirli isek hiç farkında olmayız; söyleyen olursa da kabul etmeyiz. Kendi kibirimizi 'ben gururluyumdur, onurluyumdur...' gibi kibar cümlelerle süsleriz. En kötüsü ise kendimizi de kandırırız.
Kısacası dünya ve ahirette mutluluğun; evde muhabbetin en büyük düşmanı kibirdir.