• Hepimiz gülünçlük derecesinde temkinli ve utangacızdır. Kinizm okulda öğrenilmez. Kibir de.
  • "Aç gözlerini zayıf ve kibir dolu insan, toz zerreciğinin üstüne güçlükle tırmanan zavallı karınca... Sanıyorsun ki büyüklük dediğin gurur ve toplumun özü olan bu alçak çıkar arasında çalkalanan hayat ölümsüzlükle taçlanacak."

    Gustave Flaubert
  • .. bitmez tükenmez zenginliğinde insan olarak aciz ve muhtaçların arasındayken bu zenginliğin sahibi olan Tanrı'nın bizleri gozetiyor ve bizlerle ilgilendiğini bizlere bildiriyor olduğunu bilmek beni mahcup duruma dusuruyor... Sen ki bu zenginlikte bu insanlara bu fakirlere bu kadar yakınsın yüce Tanrı'm, ..peki bu salkalardaki kibir neden. İnsan gerçekten tanımak ıcın yaratılmış fakat bu insanlardan da önce onları seçme ve kainat'ı yaratmada andan önceki zaman hakkında neden dusunceyi genişletemiyoruz?
  • Düşünce dediğimiz bizdeki gerçek harekete açılan bir yolun adı “iç gözlem”dir. îç gözlem demek, herşeyin onda aksettiği “küçük âlem” olan ruhî varlığımızın, büyük âlem olan kâinat içinde, kendi yatağını kazıcı bir nehir gibi akarak mukadderatına doğru ilerleyişinde ona ka­panmamız, kulak vermemiz, yine ondan örülmüş olan bütün dik­katimiz ve bütün inceliğimizle ona yaklaşmamız demektir.

    Işıklariyle ilk temasında genç ruhları hülyalara ve sevdalara garkeden, âleme dâhiler saçıcı medeniyetler yaratan, hayatımıza neşve, ru­humuza ideal aşkı getiren iç dünyamızdaki hareketler, hakikat sevgisi, Allah sevgisi, ahlâk sevgisi, sanat sevgisi diye adlandırı­lan huzur ve huşudan yapılma ibadetlerdir. Şimdi bunların her bi­rinin yerinde bir yalancı kibir barınıyor ve biz hastayız; itiraf ede­lim ki büyük küçük bütün neslimiz hastadır; hastalığını kendine bile itiraf edemiyecek kadar ümitsiz bir hasta. Hastalığımızı dinin yerine geçen ekenomi tedavi edemiyor. Bir nesil kendi varlığını arıyor. Mektebe giden mektepte, mabede giden mabette, servete giden servette, şöhrete giden şöhrette kendi şifasını bulamıyor ve bunun için ruhuna daha ziyade düşman, mukadderatına daha faz­la garazkâr olmakta devam ediyor. Niçin, nedir bu sefaletin sebe­bi”…

    Bunun sebebi iç dünyamızı kaybetmemizdir: îçgözlem terbi­yesini bırakarak hep kendi dışımızdaki eşyaya çevrilmemizdir:

    Benliğimizden çıkıp eşyada barınmamızdır: Böylece ruhi varlık ol­maktan çıkarak ekonomik varlık haline gelmek istememizdir.
  • Günah nedir? Kimi güneşe tapmamıza günah diyor, kimi secdeye yatmamaya günah diyor. Kiminde günah düşman kanı dökmemek, kiminde ise hayvan etini yemektir. Kimi kurban boğazlamamaya günah der, kimi de bir karıncayı incitmede günah bulur. Kiminde kibir günahtır; kiminde kibrin heykeli bir varlığa tapmamak günah olur. Bunların aslı nedir? Bütün bu tezatlı inanışların iç yüzü aranırsa tezattan kurtulmak kabil olacaktır. Zira bütün bu günah unsurları hep birer yoldur, vasıtadır, usuldür. Bunlar günaha götürücü yollardır. Günahın kendisi ise bunların ötesinde, gayesinde pusu kurmuş beklemektedir. O nedir, o asıl günah?

    Asıl günah bütün bu kötü vasıtaların gayesi olan günah, hayvan olan bir ten kafesinden fırlayıp insanlığa doğru hamleler yapan varlığımızın insanlıktan hayvanlığa dönmek isteyişidir. Dünya hayatı bir yolculuktur. İnsan ruh sahibi oluşu ile, hayvan olan bedeninin üstünde hakimiyet kurmuştur ve bedenin ihtiraslarına hükmetmektedir. Ruhun da bir gayesi var: O, Allah’a götüren yolculuk, ruhun zaferle dolu yürüyüşüdür, onun ebediyet ülkesinde fetihleridir.

    Bu yolculukta bir ricat, her geriye dönüş, hatta bazen yerinde uzun bir duraklayış da günahtır. Günah böylece ruhtan bedene, maddeye doğru bizi çeviren hareketin vasfıdır. Daima ileri gidiş, kendinde bir insan taşıyan ruhun tabii hareketi, geriye dönüşse onun günah işleyişidir. Madde olan ve maddenin ihtiraslarına sahip bulunan bedenden ruha ve onun eliyle Allah’a doğru gidiş fazilettir, hayırdır. Ebediliğe ulaştırıcıdır. Bu yolculukta bedeni sığınmak iştiyakıyla gerileyiş, Allah’tan kaçma, ruhunu terk etme ve bedenine teslim olma günahtır. Bu hareketin geniş bir tekniği vardır ve ondan günahın bir çok şekilleri doğmaktadır. Kendi ruh kuvvetine inanmamak günah olduğu gibi, başkasının ruh hamlesini kırıcı hareketler de günahtır. Allah’a götürücü yolculukta gayeyi karartan ve bu yolda yürüyenlerin yolunu şaşırtan hareket günah olduğu gibi, kendi ruh kuvvetimizi felce uğratan imansızlık da günahtır. Evet yeis günahtır, ümit ibadettir. Daima ileri götüren yolları tanımak ve tanıtmak en büyük sevap sayılır, bu sebepten ilim ibadetlerin başında bulunur.

    İnsan sonsuzluk yolunun yolcusudur, Allah’ı ancak o bulacaktır. Onun bu yürüyüşünü engellemekten daha büyük günah olur mu? Başkalarının ruh kuvvetini, ümit ve imanını felce uğratan, hatta zedeleyen bütün hareketlerimiz günahtır. İnsanı tahkir günah, günahı teşhir ise sade bir günah işlemekten daha günahtır...
  • İbrahim Ethem tacı tahtı terk ediyor.

    Seneler sonra seyr-i sülûkünü tamamladıktan sonra Belh şehrine tekrar geliyor. Kendi yaptırdığı camide yatsı namazı kılıyor. Dışarıda sulu kar, yağmur, soğuk…

    “Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor. Caminin bekçisi geliyor, camide saklandığı yerden buluyor, çıkarıyor.

    -“Ne yapıyorsun” diyor.

    “Müsaade et, şurada yatayım. Sabah namazından sonra Belh’e gireceğim” diyor.

    Görevli bacağından tutuyor onu,

    -“İbrahim Ethem, senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya.

    İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor kibir olur diye.

    Çaresiz, şehre gidiyor. Her taraf kapalı, sadece bir yer açık. Bir fırın. Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor. Orada çalışan işçi, “Geç otur” diyor.

    Aradan bir-iki saat geçiyor. Sabah ezanı okunmaya başlıyor. Okunduktan sonra işçi dönüyor

    -“Hoşgeldiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz, isminiz ne?” diyor.

    İbrahim Ethem de;

    -“Ben iki saattir burada oturuyorum, şimdi mi geldi aklına sormak” diyor.

    Fırıncı diyor ki:

    -“Ben bu fırında işçiyim. İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum. Ben onlara şimdiye kadar haram lokma yedirmedim. Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi. Ezan okundu, mesaim bitti. Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma haram karışmaz.”

    İbrahim Ethem;

    -“Sen ne güzel adammışsın. Sen Allah’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu?” diye soruyor.

    -“Ben Allah’tan ne istediysem verdi. Fakat Allah’tan bir şey istedim. Onu bana vermedi. Allah’a yalvardım, bana İbrahim Ethem’i göster diye, bana onu göstermedi” diyor.

    -“O Allah, öyle bir Allah ki,” diyor İbrahim Ethem, “İbrahim Ethem’i bacağından sürükleye sürükleye, kafasına vura vura getirir sana gösterir ve senin gözünün önünde ruhunu teslim ettirir.” diyor ve Allah diyerek ruhunu teslim ediyor.
  • Panik bir kibir biçimidir. Dünyanın ne yöne (aşağı doğru) ilerlediğini bildiğin emin bir histen kaynaklanır. Şaşkınlık daha mütevazı, dolayısıyla daha sağduyuludur.
    Yuval Noah Harari
    Sayfa 12 - Kolektif Kitap, 2.Baskı