Öfke varlığımızı kapladığı anda bizimle birlikte kontrolden çıkmayan yatıştırıcı bir anne, tüm senaryoyu değiştirebilir. Duyguyu doğallıkla karşılar, kızgınlığın altında yatan reddedilmeyi algılar ve buna saygı duyarsa çocuk öfkesinden korkmamayı ve utanmamayı öğrenir. Anneyle uyumlandığından onunla birlikte sakinleşir, durulur ve yeniden güvenli hissettiği hale geri döner.
"...bebekken fizyolojik ve duygusal ihtiyaçları giderilmeyen, ilgi ve sevgiyi yeterince alamayan bir birey, büyüyüp yetişkin olduktan sonra evlendiğinde, bu duygusal açlığını doyurmayı artık eşinden bekler."
Kurduğumuz aileleri dilediğimiz kadar kutsayalım ya da idealize edelim şu gerçek hiç değişmeyecektir: Bir çocuğun mutlak huzuru deneyimleyeceği bir aile yoktur, olamayacaktır. Dünya bu beklentinin karşılanabileceği bir yer değildir. Huzurun yanında huzursuzluk, bütünlük içinde eksiklik daima olacaktır. Bizim yapabildiklerimizden daha iyisini yapabilen aileler her zaman bizim ve çocuklarımızın karşısına çıkacaktır. Bunu kabul edebildiğimizde rahatlarız ve bu ilişkilerimize de yansır. O zaman geçmişi çocuklarımız üzerinden telafi etmekten vazgeçeriz. Yaralarımızı sanki onların yarasıymış gibi görmez, zorlandıkları anlarda daha şefkatli olur, kendi duygularımızı ve çaresizliğimizi onlara yansıtmayız.