*Spoiler içerir*
Bu kitabı okurken özellikle Erik'in dünyasının bendeki etkisi şöyle oldu: sanki giderek kararan bir odada oturup sadece düşünüyorum ama her düşündüğümde karşıma başka bir yansıma çıkıyor ve benimle dalga geçiyor. Erik'in yolculuğu bende benzer etkiyi uyandırdı. Karısı Bel ile evlendikten sonra ve özellikle Bel'in yatalak olmasına neden olan kazadan sonra, Erik'in iç dünyası uzun bir uykuya dalmıştı. Ideallerinden epeyce uzaklaşan Erik için bu uyku bir süre avantaj sağladı bence. Ruth ile tanıştıktan sonra ise uykudan uyanmaya başladı. Ailesini erken yaşta kaybeden ve yeterli sevgiyi alamayan 14 yaşındaki Ruth, iç dünyası ne kadar zengin bir kız olsa da, Erik'in onda bulduğunu iddia ettiği çoğu şey sadece Erik'in umutlarıydı. Yeniden ideallerine ve içindeki sonsuz heyecana kavuşabileceğine dair umutlar... Bunu da Ruth' u geliştirerek, iç dünyasını gerçekle harmanlayıp zenginleştirerek yapacaktı. Böylece kendi kaybettiği zamanı telafi edebilecekti. Bu durumda Ruth bir ağaç kendisi ise bir bahçıvandı. Ancak daha önce söylediğim gibi Erik git gide kararan bir dünyada yaşıyordu. Bu yüzden bu dünyada sürekli çıkan fırtınalar onun evinin pencerelerini kirletmişti. O pencereden bakarken bahçede oturan Ruth' u ise aşık olduğu kadın olarak algılamaya başlamıştı. Zaten işler bundan sonra içinden çıkılamaz bir hal aldı. Erik artık uykudan tamamen uyanmakla kalmayıp, kabusları gerçek hayatta tecrübe etmeye başlamıştı. Hatta kabuslar öyle şiddetlendi ki, hayatının her anında büyük bir saygı duyduğu eşi bile ona farklı gözükmeye başladı. Bir nevi Ruth ile olan aşkında bir engel. Ruth'u hayatından apar topar çıkararak son gücünü kullandı çünkü bu kabusların ona yaptırabileceklerinin farkındaydı. Bundan sonra zaten bambaşka biri oldu. Içinde uyuttuğu tüm o hisler,