"Onlara ilgi duymuyorum. Ama seninle farklı. Farklı bir çekim vardı."
"Daha iyi mi yoksa daha kötü mü?"
Bunu bir an düşündü ve kararını verip "Korkutucu." dedi.
Ufak bir kahkaha attım. Bunu aslında bir iltifat olarak kabul etmemem gerekirdi ama öyle algılamıştım çünkü bu ikimiz birlikteyken onun da benim korkumu hissettiği anlamına geliyordu.
"Bu hiç adil değil." diye fısıldadım.
"Ne?"
"Neden her sorduğun soruya cevap vermek istediğimi hissediyorum?"
"Bana ne olduğunu anlatmak zorunda değilsin."
Onunla göz teması kurdum. "Ama istiyorum."
"O zaman anlat." dedi tatlılıkla.
Göz göze geldik ve bu tıpkı kendi korkularımla göz göze gelmek gibiydi. Bakışmaya devam ettik. Daha önce hiç kimseye konuşmadan ona baktığım kadar uzun süre bakmamıştım. Çok fazla bakışıyor ve çok az konuşuyorduk ama her ikisi de aynı derecede faydalıydı. Ya da faydasız.
Normalde hiç hissetmediğim şeylerle dolup taşıyordum. Sıcaklık, elektrik ve ışık. Bu beni korkutuyordu. Öpücüğü beni korkutuyordu. Onun dudakları karşısında duvarlarım yıkılıyordu. Savunmasızdım ve gardımın indiğini hissediyordum. Şu anda ona tüm sırlarımı anlatabilirdim ve bu ben değildim. Öpücüğü beni tanımadığım bir kıza dönüştürmeye yetecek kadar etkiliydi. Hem sevdim hem de nefret ettim.