Brandon Sanderson fantastik edebiyatın en popüler ve takdir edilen yazarları arasında, ne yazık ki ben kendisini ilk kez okuma şansı buldum.
Neden efsane olduğunu havanın ciğerleri doldurması kadar net bir şekilde anladım. Tek kelimeyle; mükemmeldi!
Yazarın yarattığı dünyalara aşina olmak açısından Elantris'in iyi bir kitap olduğunu söyleyen yazılardan sonra hemen kitabı alıp Sanderson kervanına katıldım. Ama ne katılma...
Şimdi yalan yok, kitabın ilk kısmı oldukça yavaştı ve bilmediğim terimler yüzünden anlamakta zorluk yaşıyordum. Ne var ki bunlar ilerlemeye devam ettikçe azaldı.
Takdir edersiniz ki ayrıntılı bir evren için okuyucuyu hazırlamak gerekiyor. Sanderson, kitabın ilk bölümünde kesinlikle dünyayı inşa ediyordu. Her şey farklı fakat tanıdık, gereken yerde komik ve eğlenceli şekilde ilerleyerek okuyucuyu kitabı bir kenara atmaktan alıkoyuyor. Bazen Elantris ve Kae'yi anlamaya çalışacağım derken "Yeter be!" diyerek kitabı kapatmak istedim ama Raoden ve Sarene'ye ayıp olur diye yapamadım. Karakterler içime işlemişti.
Elantris, görkemli tanrıların şehri olarak bilinirken on yıl önce bir düşüş yaşamış ve artık lanetlilerin şehri olarak anılan antik bir yer. Kae Hükümdarı'nın oğlu Raoden, bir sabah uyanıp kendini 'lanetli' olarak bulunca kendini Elantris'te buluyor. Hikayemiz böylece başlıyor.
İnanılmaz bir kurguydu. Olayları üç kişinin bakışından okuyoruz; yakın zamanda Elantrian olmuş veliaht prens Raoden, Teod prensesi ve Raoden'in hiç görmediği nişanlısı Sarene ve ülkeyi Derethi dinine döndürerek insanları kurtarmaya niyetli bir rahip / gyorn Hrathen.
Kitabın arkasında Aon rünleri ve anlamları bulunuyor. Bu rünler aynı zamanda bölümlerin simgelerini oluşturarak bize birtakım fikirler veriyor. Ya... çok kaliteli bir roman diye boşuna demiyorum.
Elantris'te kimse hiçbir şey başaramıyor. Herkes ya yiyecek için kapışmakla ya da çektiği işkenceyi düşünmekle çok meşgul. Bu şehirdekilerin bir amaca ihtiyacı var.