Sizi bilmiyorum ama ben, televizyonda bir haber, dizi ya da film, youtubeda ya da sosyal medyada bir video izlerken bir reklâm çıktığında hemen kanalı değiştiriyorum. Bir bakıyorum diğer kanalda da aynı reklâm var. Doğrusu günümüzde teknolojinin baş döndürücü bir hızla gelişmesiyle ne yaparsak yapalım reklâmlardan kaçışımız imkânsız gibi görünüyor.
Çocukluğumda bir reklâm gördüğümde ürünlerini satamayanların reklâma sarıldığını düşünürdüm. Ama bugün geldiğimiz noktada anlıyorum ki yalnızca ürünlerini satamayanlar değil, asıl dünya ölçeğinde kendini kabul ettirmiş büyük firmaların arge ve insan kaynaklarının yanında en büyük bütçeyi reklâma ayırdıklarını görüyoruz.
O nedenle günümüzde hayatımızın tüm alanlarında bir reklâm bombardımanı altında olduğumuzu söyleyebiliriz. Öyle ki evimizde televizyon seyrederken olduğu gibi sokağa adımımızı atar atmaz çarşıda, pazarda, bilboardlarda; elimize telefonumuzu alır almaz google'da ve sosyal medyada reklâm sağanağına maruz kalıyoruz.
Yapay zekânın yaşamımıza girmesiyle birlikte artık reklâmlar karşısında hızla korumasız, aciz ve pasif sujeler haline dönüşüyoruz. Özellikle de bilinçaltına yönelik bir film karesinde ya da bir sosyal medya sayfasında gönderilen mesajlar karşısında nutkumuz tutuluyor, gözümüz ve zihnimiz bağlanıyor.
Bu itibarla, yaşamımızı tüm boyutlarıyla kuşatan reklâmların, insanların ve toplumların hayatında oynadığı rolü anlamak için Fransa'nın en büyük reklâm ajansı Publicis'i kuran Marcel Bluestein-Blanchet'in " İkna Hırsı"nı okumak çok yararlı oldu benim için. Zira Blanchet anılarında 1930'lardan başlayarak reklâmcığın günümüze dek uzanan serüvenini anlatıyor. Tabelâlerden, radyolara ve televizyonlara uzanan serüvenini...
Elbette Blanchet'in anılarını okurken yalnızca reklâmın serüvenini okumuyorsunuz,