"Ben gerçekten acırım aydınlara, dedi. Çıkarlarını aştıkları da görülmüştür. Fakat yiğitlikleri , özverileri de yürekler acısıdır. Hiç değilse bir süre çırpınır durur, zavallıcıklar!.. Sonunda bakarsınız bezmişler, ya da çürümeye başlamışlar. Nedeni öyle basit ki ancak bizim aydınımız göremez onu ... Sınıf yoktur ardında... Karıştırmayın sakın ... Ülkede sınıf yok değil, bizim aydınlarımız sırtını vermesini bilmez sınıfa... Dramı da bu... Toplumu sınıflar değiştirir, kişiler değil ki... Tek başlarına uğraşır durur zavallıcıklar. Düşman kurnaz. Okul kitaplarını bile hep, tek başına aydının yiğitliklerini övgü ile doldurmuştur. Namık Kemal, Tevfik Fikret... Bir gün Nazım'ı da böyle bir övgüye budayıp kitaplara sokarlarsa şaşmayın!
İnsanların, tek tek kişilerin ya da halkların nasıl olup da günün birinde, bunun böyle gitmeyeceğini, bir şeylerin değiştirilmesi gerektiğini haykırmaya başladıklarını birdenbire anlamıştım. Sonra da sokağa dökülüp her şeyi paramparça ediyorlar ama bu sadece tiyatro. Biliyorsun asıl devrim daha önce gerçekleşiyor; sessizce, insanların içinde.
"Güzel olan herkesin şüpheli sayılacağı bir dünya geliyor. Ve yetenekli olan herkesin. Ve karakter sahibi olan herkesin." dedi sert sert. Boğuk bir sesle konuşuyordu. "Anlamıyor musunuz? Güzellik bir hakaret olacak. Yetenek bir kışkırtma. Karakter ise bir suikast."