Musibetler üstüme yağsa da, her biri ayrı bir nağme… Biri gamın sesi, biri sabrın tınısı, biri de ümidin melodisi. Hepsi birleşince hayatımda bir senfoni oluyor. Benim vazifem bu senfoniyi dinlemek, içindeki güzelliği fark etmek. Bir gün sınav kaygısı içimde davul gibi gürler, ertesi gün annemin duası ince bir ney sesi gibi ruhumu okşar. Bir başka zaman yalnızlık keman teli gibi içimi titretir, ama ardından dost sohbeti tambur gibi içime huzur salar. Hepsi bir araya gelince bana şunu hatırlatıyor: “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.” Risale-i Nur’un diliyle baktığımda, musibetler bana aslında bir pencere açıyor. O pencereden bakınca görüyorum ki, her şey Kadîr-i Rahîm’in mülkünde cereyan ediyor. Benim görevim cefâsını değil, safâsını çekmek. Yani sıkıntının içindeki hikmeti görmek, acının içindeki rahmeti sezmek. Hayatın melodisi bazen hüzünlü, bazen neşeli; ama her hâliyle Allah’ın kudretini ve rahmetini hatırlatıyor bana. Ben de bu melodiyi dinlerken, kendi imtihanımı bir beste gibi kabul ediyorum. Çünkü biliyorum ki, her nota beni olgunlaştırıyor, her tını ruhuma yeni bir derinlik katıyor.