Gözyaşları! Onlar bize yaralarımız için verilmiş bir deva değil midir? Üzüntülerimiz hayatımızın karanlık bulutlarıysa gözyaşlarımız güneşi müjdeleyen yağmurlar gibidir. İnsan ağladıktan sonra kalbini yağmurlarını dökmüş bir gök kadar saf bulur. Ağlamak! Eğer insanlar bu teselliye sahip olmayaydılar hayata nasıl katlanırlardı?
Mutsuzlar bahtiyarlara rastladıkça mutsuzluklarını anlarlar. Yoksulluk belki kendi kendine teselli icat eder, yalnız kalırsa bir yetinme durumu ortaya çıkar; fakat onu servetin yanından geçiriniz; o vakit anlar, feryat eder, ağlar."
Ah! Yoksulluğun, servetin yanından nasıl boyun eğerek geçip gittiğini, paranın, yoksulluğu nasıl küçümseyerek büyüklüğünü arttırdığını görmek için böyle umumi yerlere; yoksulluğun ezildiği, servetin zaferini ilan ettiği yerlere gelmeli; bakmalı, görmeli. Şurada bir sene emelden, aylarca idareden sonra alınmış bir çarşaf görürsünüz; onu elde edebilmek için o fakir ailenin zavallı babası, zavallı anası kendilerini nelerden yoksun bırakmışlardır! Sonunda o çarşafın giyileceği gün gelir, genç kızın gece rüyası bütün o çarşafın hayaliyle, ertesi gün bakanlarda yaratacağı etkiyle meşgul olmuştur, sonunda çocukça bir sevinçle çarşaf giyilir, o gün gezmeye gidilecektir, genç kız sevincinden çarşafının içine sığamaz. Zavallı kız! Biraz sonra öyle çarşaflar, öyle tantanalar görecektir ki kendi çarşafının gözünde önemi kalmayacak; bir seneden beri arzu ettiği bu şeyin hiçbir şey olmadığını anlayacak; kalbini bir keder burkacak, dudaklarındaki sevinç gülüşü uçacak; soluk eldivenin içinde titreyen parmağını uzatarak, karşıdaki arabanın içinde parlayan çarşafı göstererek, 'Oh! Anne! Bak ne kadar güzel!' diyecek. Evet, hakkın var, zavallı fakir kız! O güzel! Daima güzel! Seninki daima çirkin olacak!"
Aşk, bir şişe parçasına benzer, insanın gözlerinde ruh okşayan, hayal uyandıran renklerden oluşan bir sihir ålemi gösterir; insan, saadeti bu renklerden, bu ışıklar dan, onların içinde uçuşan gülüşlerden oluşmuş zanneder; fakat bir kaza dokunup da o şişe düşüp kırılsa, o hayali saadet, bir rüyadan sonra kalan hatıra kalıntısı gibi silinir, elde şişenin kırıklarından başka bir şey kalmaz. Aşkta saadet aramak, şarapta neşe aramaya benzer, onun sarhoşluk lezzeti uçtuktan sonra ruhta acıklı bir uyuşukluk bırakır. Seviyorum, seviliyorum, mesudum zannedersiniz; elinizde henüz dolu duran, size neşe sözü veren kadehi bitiriniz; onun dibinde sizi bekleyen şey üzüntüden başka bir şey değildir."