Pek çoğumuz gibi Doppler ile tanışıp muzip bulmuşum Erlend Loe beyi ve fakat "naif. süper" ile iki kez buluşmama rağmen asla anlaşamadık. Bazen hiç olmuyor.
Yaşamda bizi hayatta tutan en güçlü şeyin inanç olduğunu düşünüyorum, herhangibir şeye olan inanç. Naif. Süper'de karakterin inancı yok; hayata, başarmaya, huzura ve hatta sevgiye. Böyle olunca karakterle ve aktarmak istedikleriyle de bağ kurulamıyor, ben kuramadım.
Liste yapmaktan bir adım öteye gitmeyen bir günlerine eşlik etmeye çalılıyoruz, mesela:
"Sahip olduklarım:
-İyi bir bisiklet
-İyi bir arkadaş
-Kötü bir arkadaş
-Bir abi (Afrika'da?)
-Bir anne ve bir baba
-Bir büyükanne ve bir büyükbaba
-Yüksek meblağda öğrenci kredisi
-Üniversite diploması
-Fotoğraf makinesi
..."
Bu listeler uzayıp gidiyor ve çocukluktan ergenliğe geçen birinin hikâyesi değil bu, 25 yaşına girmek üzere olan bir genç yetişkinin.
'Zaman'la da ciddi sıkıntıları var karakterin. Zamanın akıp gittiğinin farkında ama bu zamanı kendisi ve etrafındakiler için yararlı tek bir şey için kullanmayıp söylenmekle meşgul ve kötü bir enerji yayıyor bu düşünceleri, mesela:
"Her ne kadar şeyler hareket ediyorsa da zamanın var olmaması diye bir ihtimal var. Yaşam hareket halinde. Bizler doğuyor ve ölüyoruz. Ben yaşlanıyorum. Öyleyse zamanın güneşte aynı olmamasının ne yararı var bana?"
Önünde iyi bir abi örneği de olmasına rağmen kendisi başar(a)mıyor -çünkü bunu istemiyor bence. Olmadı, olmayınca olmuyor.