Bugün dünyada para, bir karşılığı olduğu için değil, bir borç senedi (devlet bonosu) karşılığında piyasaya sürülür. Eğer devlet bonosu miktarınca para basılamazsa veya bu mekanizma tıkanırsa, sistemin "yakıtı" kesilmiş olur. Bu durumun yaratacağı sonuçlar kelimenin tam anlamıyla bir sistem çöküşüdür. Modern bankacılık sistemi "kısmi rezerv" esasına dayanır. Merkez Bankası piyasaya yeni para sürmezse (yani devletin borç senedini alıp karşılığında piyasaya nakit vermezse), bankalar arası piyasada para döngüsü durur. Şirketler maaş ödeyemez, krediler geri çağrılır ve ticaret durma noktasına gelir. Bu, "nakit kraldır" döneminin değil, "nakit yoksa hayat yok" döneminin başlangıcıdır. Para arzı, devletin borçlanma ihtiyacından (bonolardan) daha az kalırsa, paranın fiyatı olan faiz kontrolsüz bir şekilde yükselir. Devlet, elindeki bonoları paraya çevirebilmek için çok daha yüksek faiz vaat etmek zorunda kalır. Bu da bütçenin tamamen faiz ödemelerine gitmesine ve devletin temel fonksiyonlarını (güvenlik, sağlık, eğitim) yerine getirememesine yol açar. Piyasada bono çok ama para az ise, mal ve hizmetlerin fiyatı düşmeye başlar (deflasyon). İlk bakışta iyi gibi görünse de bu bir yıkımdır. İnsanlar ve şirketler borçlarını ödeyebilmek için ellerindeki varlıkları (gayrimenkul, hisse senedi, makine) haraç mezat satmaya başlar. Fiyatlar düştükçe borcun reel yükü artar ve kitlesel iflaslar yaşanır. Devlet bonosu ile para basma arasındaki bu "göbek bağı" koptuğunda, mevcut finansal paradigma sona erer. Devlet, merkez bankasını (şirketi) devre dışı bırakarak karşılıksız ve bono bağımsız para basmaya başlar. Bu, paranın değerini sıfırlar. Altın, gümüş veya başka bir somut varlığa dayalı, borç temelli olmayan yeni bir para sistemine geçilir. "Yalancı bolluk", aslında devlet bonolarının
1000Kitap
Nakit hala en büyük kraldır. #Tulsa King