• "Fatih Portakal'a dava açan sözde Avukat bir zamanlar Trakyalar'ın ahlakı bozulmuş diyor! peki erkeklere attığın bornozlu yarı çıplak resimler ne oluyor? Bu memleket'te en cok "Din arkasına ve ahlak ve namus bekçiliği yapanlar gizlenenler, ne hikmetse bozuk çıkıyor.!!!!
  • Bütün o delikanlılık, ağır abilik, namus raconlarına rağmen, yerüstü dünyasında olduğu gibi yeraltı dünyasında da her zaman en kutsal değer paradır. Evet, aşktan da, cesaretten de, şereften de daha önemlidir. Çünkü para demek kadın demektir, konforlu bir hayat demektir, daha önemlisi ayakta kalmak demektir, para demek ihtiyaç duyduğunda yetkilileri satın almak, hakiki anlamda güç demektir, parayı kaybeden her şeyi kaybeder.
  • Dinin olmadığı bir dünya hayal edin. Haçlı Seferleri'nin, Hintler ile Pakistanlıların ayrılmalarının, İsrail-Filistin savaşlarının, Sırp-Hırvat müslüman katliamlarının, "İsa katilleri" yakıştırmasıyla Yahudilere yapılan eziyetin, Kuzey İrlanda sorunlarının, namus cinayetlerinin olmadığı bir dünya hayal edin. Antik heykelleri yıkıp yok edecek bir Taliban'ın olmadığını, kafirlerin halk içinde kafalarının kesilmediğini, kadınların vücutlarının birkaç santimetresini gösterdikleri için kırbaçlanmadığını hayal edin.
    Richard Dawkins,
  • Herkesin planlandığını ve işleneceğini bildiği fakat umarsız yaklaştığı bir cinayet.Namus cinayeti.Maktul:Santiago Nasar.Marquez gerçekten yaşanan bir olaya ve cinayete yer vermiş romanında.1982 Nobel ödüllü bir roman.Yüzyıllık Yalnızlık kitabını tercih ederim.Bu kitabı okumak isteyenlere tavsiyem sindire sindire,sakin kafayla,karakterleri doğru analiz ederek okumalarıdır.
  • -Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? -
    (Kuran-ı Kerim)

    Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
    Öyleyse cehalet denilen yüz karasından

    Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.
    Kâfi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket?

    Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:
    Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!

    'Son ders-i felaket' ne demektir? Şu demektir:
    Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!

    Zira, yeni bir sadmeye (çarpmaya) artık dayanılmaz;
    Zira, bu sefer uyku ölümdür; uyanılmaz!

    Coşkun, koca bir sel gibi, daim beşeriyyet,
    Müstakbele (geleceğe) koşmakta verip seyrine şiddet.

    Dağlar, uçurumlar, ona yol vermemek ister...
    Lakin o, ne yüksek ne de alçak demez örter!

    Akvam (kavimler, milletler) o büyük nehre katılmış birer ırmak...
    Elbet katılır... Hangisi ister geri kalmak?

    Bizler ki bu müthiş, bu muazzam cereyanla
    Uğraşmaktayız... Bak, ne kadar çılgınız anla!

    Uğraş bakalım, yoksa işin, hey şaşkın!
    Kurşun gibi sur'atli, denizler gibi taşkın

    Bir çağlayanın menba-i dehhaşına (dehşetli kaynağına) doğru
    Tırmanmaya benzer, yüzerek, başka değil bu!

    Ey katre-i avare (zavallı damla) , bu cuşun, bu huruşun
    Ahengine uymazsan, emin ol, boğulursun!

    Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,
    Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!

    Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır;
    Dünya uyanıkken uyumak, maskaralıktır!

    Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
    Ey derd-i cehalet, sana düşmekte bu millet,

    Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus!
    Ey sine-i islam'a çöken kapkara kâbus,

    Ey hasm-ı hakiki (derçek) , seni öldürmeli evvel:
    Sensin bize düşmanları üstün çıkartan el!

    Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
    İslam'ı da batsın, diye tutmuş ye diyorsun!

    Allah’tan utan! bari bırak dini elinden...
    Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!

    Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat (susturmak) ?
    Allah’tan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!

    Mehmet Akif Ersoy
  • —Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya... İnsanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya... Hırsızların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı... Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya...
    Sevilmeye layık, küçücük kızların orospu olmadığı, geceleri hacıağaların minnacık kızları caddelerden yirmi beş lira pazarlıkla otellere götürmediği, her genç kızın namuslu bir delikanlıyla konuşabildiği, para için namus, ar, haya, hayat, gece, gündüz satılamadığı bir dünya... Muhabbet tellallarının günde otuz lira kazanmadığı bir dünya... Sokaklarda sefillerin bulunmadığı bir dünya... Kafanın, kolun çalışabildiği zaman insanın muhakkak doyabildiği, eğlenebildiği, bir dünya... İçinde iyi şeyler söylemeye, doğru şeyler söylemeye salahiyetle kıvranan bir adamın, korkmadan ve yanlış tefsir edilmeden bir şeyleri söyleyebildiği bir dünya...
    Sait Faik Abasıyanık
    Sayfa 21 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için.Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.