Bir Aşkın Tarihi Kitap ile aynı adı taşıyan ilk hikâye "Bir Aşkın Tarihi" Macit ve Güzin'in arasında geçen aşk macerası anlatılmakta. Bu macera anlatılırken duygunun doğuşu, gelişimi, sönüşü ve nefrete dönüşü yalın bir dil ile anlatılır. Kitapta yer alan diğer altı hikayede ise (Beşik, Cadı, Bir Mesut, Bir Taleb-i İzdivaç, Komşunun Kızı, Bir Namus Meselesi) aşk, aile gibi konular ele alınmıştır. Mehmet Rauf
Bir Aşkın TarihiMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,677 okunma
Bir insanın hayatını mahveden gerçekten kötü insanlar mıdır, yoksa o kötülüğü gelenek, terbiye, kader ve namus adı altında normalleştiren toplum mu?
Peki, çoğu zaman kadınları her anlamda ezen erkekler midir yoksa erkeklerin kurduğu düzeni sorgulamadan kabul edip bu düzeni onlardan daha çok uygulayan kadınlar mı?
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım!
Orhan Kemal ’in El Kızı kitabını bitirdim. Kitabı bitirdikten sonra oturup uzun uzun ne hissettiğimi düşündüm. Çünkü ortada garip bir durum vardı. Bir yandan kitabı sevmiştim, bir yandan da içimde eksik kalan bir şeyler vardı…
Sanırım bunun en büyük sebebi beklenti.
Bazen bir kitabı okumadan önce o kadar çok övgü duyuyoruz ki daha ilk sayfayı açmadan zihnimizde kusursuz bir eser oluşturuyoruz. El Kızı da benim için biraz böyle oldu. O kadar çok övülüyordu ki kitabı elime aldığımda beni derinden sarsacak, uzun süre etkisinden çıkamayacağım, ağlatacak bir hikâye bekliyordum. Çünkü beni tanıyanlar bilir; kadının toplumdaki yeri, uğradığı haksızlıklar, aile baskısı, görmezden gelinen acılar gibi konular beni fazlasıyla etkiler normalde. Çoğu zaman böyle kitapları okurken karakterlerle birlikte üzülür, ağlar ve günlerce etkisinden çıkamam. Ama El Kızı bende farklı bir duygu bıraktı. Üzmekten çok sinirlendirdi. Hem de öyle böyle değil…
Bunun en büyük sebebi de hiç kuşkusuz Hacer Hanım’dı…
Uzun zamandır bir roman karakterine bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. ( Masumiyet Müzesi Kemal beni böyle çıldırtmıştı en son :)) ) Kadın her konuştuğunda tansiyonum yükseldi desem abartmış olmam. Ama sonra fark ettim ki beni asıl öfkelendiren şey Hacer Hanım’ın kendisi değildi. Çünkü Hacer Hanım sadece bir karakterdi neticede...
Asıl öfkelendiğim şey, onun gerçek hayatta bu kadar çok karşılığının olmasıydı. Belki siz de
Füruzan’ın belki de en bilinen öykü kitabını okudum: Benim Sinemalarım.
Kitaba adını veren öyküde, on altı yaşındaki Nesibe’nin anne babasıyla ilgili hislerini anlatan satırlar çok etkiledi beni. Tezgahtarlık yapan Nesibe’nin haftalığının neden arttığını sorgulamayan işsiz babası, hayallerde yaşayan annesi… Nesibe’nin plaj kabinlerinde yaşlı erkeklerle birlikte olmasından gelen parayı sorgulamayan baba, yaşıtı bir gençle el ele tutuşup güzel bir gün geçirmesini ise “namus” meselesi sayıp dayakla cezalandırıyor. Bu ikiyüzlülük, Nesibe kadar beni de kötü hissettirdi.
İkinci öykü olan Temizlik Kolunda ise, okulda temizlik kolundan başka bir işe layık görülmeyen torununa öğüt veren yaşlı kadının sözleri dikkatimi çekti. Kırgınlıktan değil, dik durmaktan yana olan bu yaşlı kadın, kısa süreliğine de olsa öykünün merkezine yerleşti benim için.
Ama kitapta en çok Bir Evin Dıştan Görünüşü ile Kış Gelmeden kaldı aklımda sanırım.
Bir Evin Dıştan Görünüşündeki Fıtnat, memur kocasını yeterince hırslı olmadığı için küçümsüyor; çevresinde yükselen insanları gördükçe kendi gerçekleştiremediği hayalleri oğluna yüklüyor. Karakter bana çok tanıdık geldi. Kocasıyla yaptığı konuşmalar da öyle doğal ve sahiciydi ki zaman zaman bir öykü değil, bir evin içinden yükselen sesleri dinliyormuş gibi hissettim. Hayallerin kursakta kalması ne kadar kötüyse, Fıtnat’ın o hayallere ulaşmak için her şeyi mübah görmesi de beni bir o kadar kızdırdı.
Kış Gelmedende ise Mehlika vardı. Kocasıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan, yıllardır küçümsenmeye alışmış Mehlika… Yıllar önce evden kaçan erkek kardeşinin dönüşüyle birlikte hayatındaki çatlakları fark etmeye başlıyor. Bazı çatlakların kapatılamayacak kadar derin olduğunu görmek, Mehlika kadar beni de sarstı.
Kitabı bitirdikten sonra öykülerden çok
Orhan Kemal’in alışık olduğumuz o ağır toplumsal dramlarının çok dışında, trajikomik ve absürt bir hiciv denemesiyle geldim. Tersine Dünya, kağıt üzerinde muazzam ve çok çekici bir fikre sahip olsa da, dürüst olmak gerekirse benim beklentimi tam olarak karşılayamadı.
Hikaye, kadınlar ile erkeklerin toplumsal rollerinin tamamen yer değiştirdiği bir dünyayı anlatıyor. Kadınların kabadayı olduğu, kahvehaneleri doldurduğu, fabrikalarda çalıştığı; erkeklerin ise evde oturup temizlik yaptığı, namus kaygısı güttüğü tersine dönmüş bir düzen bu. Yazar bu ironi üzerinden dönemin toplumsal cinsiyet rollerini ve kadına yönelik bakış açısını eleştirmek istemiş.
Fikir her ne kadar dönemi için çok yenilikçi ve cesur olsa da, kurgunun işlenişi ve karakterlerin karikatürize hali hikayenin içine tamamen girmemi zorlaştırdı. O absürt mizah bir süre sonra kendini tekrar eden bir yapıya bürünüyor ve Orhan Kemal’in o alışık olduğumuz, insanı kalbinden yakalayan derin edebi tadını biraz gölgeliyor. Kötü bir kitap kesinlikle değil, hatta toplumsal bir ayna tutması açısından değerli; fakat yazarın diğer başyapıtlarının yanında benim için biraz zayıf kaldı.
Farklı bir Orhan Kemal kalemi görmek ve bu rollerin değişimi üzerine hafif bir hiciv okumak isteyenler göz atabilir, ama beklentiyi çok yüksek tutmamakta fayda var.
Tersine DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20214,073 okunma
"İnsan vicdanındaki sırları, kalbin en gizli köşelerine ulaşmadıkça bulmak imkansızdır... "
Romanımızın kahramanı -ki bence kahraman değil- iyi bir eğitim almış, iyi bir terbiyeyle yetişmiş kalburüstü bir ailesi olan Ali Bey. 20li yaşlarının başında hayata ve aşka karşı tecrübesiz genç bir adam.
Babasının ölümünden sonra zorlandığı bir dönem de olan Ali Bey Çamlıca tepesinde tanıştığı -yazarın tabiriyle- hafifmeşref bir kadın olan Mehpeyker'e aşık olmasıyla değişir. Birbirlerinden çok farklı olmaları nedeniyle bu aşk Ali Bey'in hayatına olumsuzluklar getirmiştir. Yanlış yaptığını farkedip bu ilişkiyi sonlandırmasından sonra tanıştığı Dilaşub ismindeki genç kadın ise dürüst, fedakar ona uygun olduğunu düşündüğü bir kadını temsil ediyor.
Aşk,ahlak ,namus, kıskançlık, pişmanlık gibi duyguları bu romanda çok iyi geçirmiş Namık Kemal
Bazen tek bir kişinin kararları sadece onu etkilemenin çok dışına çıkarmış onu gördüm bu kitapta. Ali Bey'in yanlış bir seçimi annesinin, Dilaşub' un, kendisinin hatta Mehpeyker'in bile hayatını altüst etti. Okurken Ali Bey'i boğmak istediğim zamanlar oldu.:) Yine de keyifli bir kitaptı.
Aziz Nesin’in "Bulgaristan’da Türkler ve Türkiye’de Kürtler" Kitabı Üzerine İnceleme
Aziz Nesin adını duyduğumda, onun haksızlıklara karşı nasıl bükülmez bir iradeyle mücadele ettiğini, toplumsal çarpıklıklar karşısındaki dik duruşunu zaten biliyordum. Bilmeyen de yoktur sanırım; o, bu toprakların yetiştirdiği en cesur, en yürekli kalemlerden biri. Onun gibisi bir daha zor gelir Türkiye’ye. İşte bu hayranlık ve saygıyla, onun edebi ve düşünsel dünyasına ilk adımı "Bulgaristan’da Türkler ve Türkiye’de Kürtler"* kitabıyla attım. Ve ilk Aziz Nesin deneyimim, beni yanıltmadı; tam aksine, hayranlığımı katbekat artırdı.
Bu kitap; özellikle yakın tarihimizin karanlıkta kalmış, halı altına süpürülmüş sayfalarını öğrenmek isteyenler ve toplumsal meselelere derin bir ilgisi olanlar için tam anlamıyla bir başucu kaynağı.
İşte benim gözümden, Aziz Nesin’in o cesur kalemiyle şekillenen bu çarpıcı eserin detaylı incelemesi.
İki Farklı Coğrafya, Aynı Evrensel Sancak
Kitap, adından da anlaşılacağı üzere iki ana eksen üzerine kurulmuş. Aziz Nesin, birbirinden farklı gibi görünen ama özünde aynı insan hakları ihlallerinden beslenen iki büyük trajediyi yan yana getiriyor: 1980’li yıllarda Bulgaristan’daki totaliter rejimin Türk azınlığa uyguladığı asimilasyon politikaları ve Türkiye’nin kendi içindeki Kürt meselesi.
Bulgaristan’da Türkler: Nesin, Jivkov rejiminin Türklerin isimlerini zorla değiştirmesini, dillerini ve dinlerini yasaklamasını sert bir dille eleştiriyor. Oradaki soydaşlarımızın uğradığı haksızlıkları, evrensel insan hakları çerçevesinde titizlikle inceliyor.
Türkiye’de Kürtler: Yazar, madalyonun diğer yüzünü çevirmekten de korkmuyor. Kendi ülkesindeki tabu sayılan Kürt sorununa değiniyor. "Başkasına yapılınca haksızlık dediğimiz şeye, kendi içimizde göz yumamayız"