• Halkın sevgisine hiçbir zaman güven olmaz. Bugün ayağını öper, yarın da aynı ayağına ip bağlayıp seni ağaca asar. Eğer öyle olmasaydı politikacılara dünyada iş kalmazdı. Dünyanin en nankör sevgisi kadınınkinden sonra halkınkidir.
  • "Bu beyaz ayaktakımı için bir şey yapmaya değmez diye yine söyledim. Onlar kadar tembel, nankör insan görmedim. Zaten iyi olsalar başlarında bekleyecek zencileri olurdu. Bayan Ellen'ın işi değil ki onlarla uğraşmak. Kaç kere dedim ki..."

    Mutfağa giden ve sadece üzeri kapalı olan, uzun, açık balkondan geçerken sesi duyulmaz oldu. Dadının sahiplerine bütün meselelerde ne düşündüğünü anlatmak için kullandığı kendine has bir yöntemi vardı. Kendi kendine homurdandığında, bir zencinin söylediklerine kulak asmanın kaliteli beyaz insanların saygınlığına yakışmayacak bir şey olduğunu biliyordu. Bu saygınlığı sürdürmek için yan odada olup neredeyse bağırsa bile onu duymazdan gelmek zorunda olduklarının farkındaydı. Bu yöntem onu azarlanmaktan kurtarıyor ve herhangi bir meselede ne düşündüğüne dair kimsenin aklında bir şüphe bırakmıyordu.
    Margaret Mitchell
    Sayfa 51 - Artemis Yayınevi
  • Bele,evet,nankör hafızanın bile artık unuttuğu geçmiş zamanlardan bir zamandı.
  • Kahve paketini açtım, üçü bir arada işte kahve-krema-şeker. Kum saatindeki kumlar gibi aktı bardağa. Zaman-mekan-insan üçü bir arada işte. Kum saatini ıskaladığımı düşündüm sonra, ilkokulda görmüştüm bir kere, sonra zaten tedavülden çoktan kalkmış bir banknot gibi kimse yüzüne bakmadı. Kumlarla aram iyi değil zaten, deniz ve kumsal hayatımın anlamı değil, olsun isterdim ama olur belki bir gün.

    Bir kaşık alıp karıştırdım sonra üçü bir arada oldu hepsi bir arada. Zaman-mekan-insan gibi tek oldu karıştı birbirine. Böyle şeyler yazmayacaktım aslında, Erhan diye biri var hep o kışkırttı beni. Saçmalamalısın ara sıra dedi, hayat çekilmez yoksa dedi, hatırım için dene bir kere dedi kıramadım.

    Kum saati diyordum evet, saat takmıyorum uzun zamandır , yıllar önce bir gün çıkarıp attım kolumdan vazgeçtim zamanı saymaktan, zaman da beni saymıyor zaten, seviyeli bir ilişkimiz var. Mekan desen ayrı bir dert. Çok uzun zaman mekan değiştirmezse insan yaşarken ölür gibi oluyormuş ama ölmüyormuş işte ruhunu diriltmeye çalışıyormuş yeniden. Mekan böyledir işte, alışkanlık gibidir ya da akışkanlık gibi, kelime oyunu sanmayın öyle denk geldi.

    Bir yudum aldım üçü bir arada kahvemden. İnsan vardı değil mi bir de evet, insan can sıkıntısından kahvenin üç yüz elli beş çeşit hazırlama yöntemini keşfetti. Siz şimdi can sıkıntısının kötü bir şey olduğunu söyleyin vicdanınız kabul ediyorsa. İnsan diyoruz evet, insan en çok da insandan kaçıyor , kaçıyoruz yani utanmayın saklamayın kandırmayın kendinizi.

    Kahvem soğuyor bu arada, daha yapacak işlerim var mesela çiğköfte mi yesem hamburger mi diye düşünmem gerekiyor. İnsan ne kadar nankör varlık değil mi? Toplama kamplarında su gibi bir çorba ve bayat ekmek yiyerek hayallere dalıp direnerek sonra genç yaşta ölüp giderek tükenmiş insanları hiç düşünmez yani.

    Saçma yazıları nasıl bağlamak gerektiğini de bilmiyorum üstelik. Saçmayı bağlayan adam da yardıma gelir mi bilmiyorum, şu saçmalaman gerekiyor diyen işte anlattım ya.

    Sanırım buldum, kumda kahve diye bir şey var bilirsiniz belki moda oldu. O geldi aklıma az önce. Kumda kahve. Tabutta rövaşata vardı bir de film ama izlemedim çok tembelim çünkü. Bir şeyde bir şey işte, şunda şu, bunda bu, onda o, falanda filan, sobada kestane gibi. Bitti mi şimdi bu yazı bütünlük oluştu mu bilmiyorum. Saçmalama hakkımı kullandım sadece.
  • Hayatta arkadaş kaybetmek diye bir şey yoktur. Kimin gerçek arkadaş, kimin nankör, kimin vefasız, kimin çıkarcı olduğunun farkına varmak vardır sadece. Ve varıp da boşa giden yıllara ağlamak...
  • Bugün artık geçmiş olan hayatımın sadece geçmiş bir günü değildi. Onca geçen ve yaşananların kısa tadımlık bir anma merasimiydi. Yıllanmış hislerin tekrarının raflara sinmiş zaman aşımından bi nevi kurtarılışıydı. Uzun bi hasretlikten bi ailenin diz dize; dil dile yavaş yavaş kurtuluşunun tanığıydı. Yarın olunca ve geçmiş olunca; zaman aşmaya çoktan başlamışsa ki zaten önce günlenecek olan sonra sırasıyla aylanacak ve yıllanacak böylesi bir gün belkide hiç uğramayacak yaşamıma. Nankör bir insanın yaşadığı hayatta vefasızlık yerini bırakır mı ki kadirşinaslığa ?
    Sanmıyorum. Hem de hiç. Ben ki bencilliğiyle kişisel dünyasında nam salmış; toplumsal çıkarların toplumsal tabuların birgün tabutlara dönüşeceğine ve içinde taşıyacağı insanların tabuların kaynakçılığını yapanlardan çok; dogmasalllığını koruyanlar olacağına tüm bencilliğiyle inanmış bir çok bilmişim. Bağnazlığım da başkasının yüzüme söylemesine izin vermeyecek derecede gözlerimin önünde. Bağnaz olduğumu kabullenmeyecek ve hatta inkar edecek kadar gözü kararmış bi gurura da sahibim. Ve bunların hiçbiri sizi ilgilendirmez. Beni ilgilendirdiğinden bile süpheye düşmüyor değilim yine gururumdan.  Son birkaç süre boyunca kötü yoğurdu beni zaman. Sözde özgürlüğü elde etmek için prangasız ve fiziksel dört duvarsız mekanların olmayışına rağmen toplumsal olarak programlanmış bir kafanın bedende yer etmesiyle robotlaşmış yaşamın kendisine boyun eğmiş kadar zaman kavramının dışındaydım. Ve yahut toplumun elleri zamana yer bırakmayacak kadar üzerimdeydi ve ancak onun yoğuruşları şeklin kendisine sebepti. Ancak toplumsal kullanılmışlığın yerini sözde özgürlük aldığında savunmasız ve hazırlıksız bi anda zamana teslim edilmiş bir genç olarak bulduğunda ilk kez kötüye yoğrulduğumu hissedebildim. Kıvamımın hissizliğe ve daha çok niteliksizliğe ihtiyacı vardı. Ama o da zamandaydı ve o da tükenmezdi en azından şuan için. Üşengeçliğim kalemimden uzun olduğundan burada bırakıyorum yazmayı. İşte bu hepimizi ilgilendirir..!
  • BATINIYYE: Şiaya mensubiyet iddia eden, fakat islam müelliflerice İslam dışı kabul edilen fırka. Nasların (delillerin) zahiri ve batıni manaları bulunduğunu, zahirin kabuk teşkil ederek asıl maksud olan mananın batın olduğunu söylerler.Batıni manaları ancak kendilerince kabul edilen Ma’sum imamlar bilir.
    Çaşitli islam memleketlerinde değişik adlar almışlardır. Batınıyyenin, aslında Allah’ı ve mukaddesatı inkâr ettikleri, nefsin arzu ettiği şeyleri mübah gördükleri kabul edilir.

    BERAHİME: Brahmanlar. İslam müelliflerine göre bu Hind telakkisinde kainatın hudusu ve Allah’ın birliği kabul edilmekle beraber nübüvvet inkar edilir. Bu sebeple de tenkide tabi tutulur.

    CEBRİYYE: Kulun hiç bir fiil, irade ve kudrete sahip bulunmayıp yalnızca ilahi fiillere sahne teşkil etmeye mecbur olduğunu kabul edenler. En meşhur kolu Cehmiyyedir.

    CEHMİYYE: Cehm b. Safvan’ın görüşlerini benimseyenler. Allah’ın sıfatlarını, ru’yetullahı (Allah’ın görülebilmesini) ve kulun iradesini inkar ederler. Cennet ile cehennemin sakinleriyle birlikte fani olduklarını kabul ederler.

    DEHRİYYE: Zaman (dehr) ile maddenin ebediliğini benimseyenler.Allah’ı ve ahiret gününü inkar ederler.Onlara göre kainat kadim olup tabiat kanunlarına veya feleklerin devrine tabidir.

    FUDAYLİYYE: Havaricin tali fırkalarından biri. İsmet-i enbiya hakkında kabulu mümkün olmayan görüşleri vardır.Havaricin bir kolu olan Ezarıka’nın da benzer görüşleri mevcuddur.

    GULAT-I REVAFIZ: (Revafız burada şia manasında kullanılmıştır.) Gulat, şiaya intisabettikleri halde görüşlerinde İslam dairesinin dışına çıkan müfritlerdir. Hazreti Ali ile kabul ettikleri diğer imamları tanrılaştırırlar. Teşbih, tecsim ve hulule inanırlar.

    HAŞVİYYE: Allah’a sıfat nisbet etmekte ifrata düşüp ona cisim izafe edenler. Nasların zahirini bile yanlış ve kaba bir anlayışla tefsir ederler.

    HAVARİC: Meşru devlet reislerine isyan edenlere verilen umumi addır. İslam tarihinde ilkin tefrika çıkaran, Hazreti Ali’nin ordusundan baş çekip ayrılan Havariciye.
    Havaric, Hazreti Osman ile Hazreti Ali’yi, Cemel vakasına katılan ashabı, Hakem hadisesine rıza gösterenleri ittifakla tekfir ederler. Günah işleyenleri tekfir ve gayri adil devlet reisine karşı çıkmanın vücubuna da çoğunlukla hükmederler. Birçok kollara ayrılırlar.

    İBAHİYYE: Kulların, kötülüklerden kaçınmaya ve emrolunanları yapmaya kudreti olmadığını söyleyen, kadın ve servet ortaklığını benimseyen ve tasarruf perdesi altında gizlenen zümre. Başta Hasan Sabbah olmak üzere Batınıyye müntesibleri bunlardandır.

    IBAZIYYE: Havaric fırkasının başlıca kollarından biri. Abdullah b. İbaz’a tabi olmuşlar ve ona nisbetle anılmışlardır. İbazıyyeye göre kendilerinden olmayan Ehli kıble, kafirdir.Müşrik değil fakat nankör manasına kafir sayılır.

    KADERİYYE: Kaderi inkar edenler. Olmuş ve olacak bütün hadise ve eşyanın ezeli olan ilm-i ilahide mevcud olup yazılı bulunduğunu kabul etmeyenler: kullara ait fiillerin Allah’ın yaratmasıyla değil, kulun icadıyla meydana geldiğini iddia edenler. Çoğu zaman Mutezile ile birleşilir, fakat Kaderiyye Mutezile’den önce zuhur etmiştir.

    KERRAMİYYE: Muhammed b. Kerram’a tabi olanlar. Allah’a cisim ve mekân izafe ederler. Onun hadislere (sonradan meydana gelen) mahal teşkil ettiğini kabul ederler. Kalbin tasdiki olmaksızın bile imanın sahih olabileceğini savunurlar.

    MUATTILA: ‘Kıdem’ mefhumunu sadece zat-ı Bari’ye tahsis etmek ve Allah’ın birliğini (tevhidi) tam manasıyla isbat etmek gerekçesiyle Cenab-ı Hakkı sıfatlardan tenzih edenler. M’bed el-Cuheni ile Cehm b. Safvan başta olmak üzere Mutezile muattıladan sayılır.

    MUHAKKİME: Havaricin ilk zuhur eden zümresidir. Sıffin harbindeki ‘Hakem’ hadisesine rıza göstermeyerek ”Hüküm yalnız Allah’a aittir” demişler ve Hazreti Ali ordusundan ayrılmışlardır.
    Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Muaviye’yi, Cemel ve Sıffin vakalarına katılanları, hakemleri ve onlara rıza gösterenleri, ayrıca her günah işleyen mümini tekfir ederler.

    MUKANNAİYYE: Horosan’lı Mukana’a bağlı olanlar. Maveraunnehir taraflarında faaliyet göstermiş, sapık batınıyye ve müşebbihe akidelerine sahip, aslında gayri İslami bir fırka. Mukanna’, haram ve farz tanımıyordu. Tanrılık iddiasında da bulunmuştur.

    MUTEZİLE: Hasan-ı Basri’nin talebelerinden Vasıl b. Ata’nın hocasını terk ederek (i’tizal) kurduğu akaid mezhebine mensub olanlardır. Kaderiyye diye de anılırlar.
    Kul kendi fiillerini, kendine ait müstakil bir irade ile yapar, Allah’ın bunda bir dahli yoktur. Aksi takdirde Allah’ın insanları cezalandırması zulum olurdu, gibi görüşleri vardır.En sapkın mezheplerden birisidir.

    MÜCESSİME: Allah’a cisim izafe edenler. Sıfat-ı İlahiyyeyi inkâr edenlere mukabil ona sıfat nisbet ederken ifrata düşüp zat-ı ilahiyyeye cisim ve mekân izafe edenler. Kerramiyye bunlardandır.

    MULHIDE: Doğru yoldan çıkanlar. İslam dininden ayrılanlar, münkirler. İslamiyyete intisab iddia ettikleri halde aslında İslam dışı olan Batınıyyenin Horosan yöresindeki adı.

    MÜNECCİME: Allah’ı inkar edip, kainatın yaratılış ve işleyişini kadim telakki ettikleri yedi yıldıza bağlayanlar.

    MÜRCİE: Günahkâr müminin azab olunmayacağını umanlar veya ona ait bir hüküm vermeyip bunu ahirete tehir edenler. Mutezileden sonra zuhur etmiştir. Günahkâr müminin (fasık) iman-ı kâmil sahibi bulunduğunu savunurlar.

    MÜŞEBBİHE: Halikı (yaratanı), mahlûka (yaratılana) benzetenler. Allah’u Teala’ya sıfat izafe ederken aşırı gidip teşbihe düşenler. Zat-ı ilahiyyeyi bile diğer zatlara teşbih edenler vardır. Bir kısmı şiadan olmak üzere bazı kolları vardır. Mukanaıyye bunlardandır.

    NECCARİYYE: Hüseyin b. Muhammed en-Neccar’a bağlı olanlar. Sıfatı maaniyi ve ru’yetullahı inkar hususunda Mutezileye uymuşlardır.

    SALİMİYYE: Hallac-ı Mensur’un (sekerat halinde iken iddia ettiği) hulul görüşünü benimseyen Muhammed b. Ahmed b. Salim el-Basri’ye mensub olanlar. Teşbih ve hulul gibi gayr-i islami görüşlere sahipdirler.

    SENEVİYYE: İyiliğin yaratıcısı Nur ve kötülüğün yaratıcısı Zulmet olmak üzere iki tanrıya inanırlar.

    SÜ-FESTAİYYE: Miladdan önce beşinci asırda Eski Yunanda zuhur edip eşyanın hakikatinin sabit olmadığı veya olsa bile insan bilgisinin buna ulaşamayacağını iddia edenler. İslam kaynaklarında indiyye, inadiyye ve la-edriyye olmak üzere üç gurupta mutalaa ve tenkid olurlar.

    SÜMENİYYE: Kâinatın kıdemine ve tenasuha inanan, beş duyudan başka bilgi kabul etmeyen putperest Hind inanışına bağlıdırlar.

    ŞİA: Hazreti Ali taraftarları. İmamların masum olduğuna inanırlar. Akaid meselelerinde bir kısmı ehli sünnete, bir kısmı müşebbiheyeye çoğuda Mutezileye uyarlar.Bir çok kollara ayrılırlar.

    ZEYDİYYE: Ali Zeynelabidin’in oğlu Zeyd’e mensub ola şia fırkası. Akidede Mutezilenin yolunu izlemişlerdir.