Bu dünyada en zoru da; yanlışı savunacak kadar cahil, doğruyu göremeyecek kadar kör, iyiliği inkâr edecek kadar nankör insanlarla yaşamak zorunda olmak.
Bizler bağlanma nedir,derinlik nedir bilmeyen bir kuşağız. Bizim derinliğimiz uçurumdur. Mutluluk nedir,yurt nedir ve veda nedir bilmeyen bir kuşağız. ... Bizler vedalara sırt çevirmiş bir kuşağız.Bir veda sahnesini yaşayamayız, böyle bir şey yasaklanmıştır bize, çünkü ayaklarımız serseri serseri dolaşırken göçebe kalbimiz sayısız veda sahnesi yaşar. ... Bizler vedaya sırt çevirmiş bir kuşağız. Vedayı yadsırız,sabahleyin onu uyandırmadan çekip gider,onun önünde durur,gerek kendimizi ,gerek vedalaştıklarımızı ondan esirgemeye çalışırız.Hırsızlar gibi ,nankör-minnettar yolu tutar,vedayı bırakarak sevgiyi yanımıza alıp gideriz. ... Bizler veda nedir bilmeyen bir kuşağız; ama biliyoruz ki ,tüm varışlar bizimdir. Veda Nedir Bilmeyen Kuşak
Sayfa 48 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Günahkar Adem' in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin ismini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden, gerçekleşmemiş hayallerin hevesini gerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar.
Herhangi bir inanışınız olmasa cenazeniz nasıl olsun isterdiniz?
"Ne!" dedi hayretler içinde kalan bu adam. "Siz mezarı bir takdis belirtisi olarak mı kabulleniyorsunuz? Sizin inancınıza göre içinden çıkan kurtların üstünde yürüyen ve onun yanaklarını yiyecek böceklerin merhametine terk edilen bir cesetten ve çürümüş bir insan vücudundan daha dehşet verici herhangi bir şey düşünebiliyor musunuz? Yarabbi! Ölmüş bile olsa, sıkıca bağlanmış ve ağzı tıkanmış bir yüz benim nefesimi keser! Taşındığını gördüğünüz bu sefil, bir çukura atılma aşağılanması dışında, yüz elli arkadaşının da cenaze alayına katılmasına mahkûm edildi, onlara da kıskanç ve nankör bir adamı sevmiş olmalarından ötürü ceza olarak cenaze töreninde yüzlerine üzgün bir ifade vermeleri emredildi, aslında yargıçlar adamın suçlarının bir kısmının onun kıt aklından kaynaklandığına inanıp üzülmeselerdi, arkadaşlarına ağlama cezası da vereceklerdi. Suçlular dışında, herkes yakılır: Aslında bu çok uygun ve çok mantıklı bir alışkanlıktır; zira inandığımıza göre ateş, saf olanı saf olmayandan ayırdığından ve sıcaklığının çekim gücüyle ruhu meydana getiren bu doğal sıcaklığı birleştirdiğinden, ruha durmaksızın yükselme gücü verir. Bu yükseliş herhangi bir yıldıza, her halktan daha az maddesel, daha zihinsel olan bazı halkların dünyalarına kadar sürer; zira onların mizaçları yaşadıkları kürenin saflığına denk gelmeli ve katılabilmelidir. Bu kök ateş o dünyanın elementlerinin saflığı sayesinde daha da düzeltildiği için, bu ateşli, coşkulu ruh o ülkenin kentsoylularından birini meydana getirmeye yönelir.
Nankörlüğün hazin sonu.
Rivayet ederler ki, Taklamakan diyarında vaktiyle kör bir adam yaşıyordu. Bu zavallı adam âlemin güzelliklerini, harikalarını ve mucizelerini göremediği için o kadar çok üzülüyordu ki, sonunda gönlü de gözleri gibi karardı. Kederi arttıkça arttı ve akıttığı gözyaşları dillere destan oldu. Onun kara bahtı için şairlerin düzdüğü manzumeler, musikişinaslar tarafından bestelenip, hanendelerce okuna okuna nihayet memleket sınırlarını aştı. Çok uzak ülkelerden birinde yaşlı bir sihirbaz, pazar yerinde ağlayan sızlayan bir kalabalık görünce, merak duygusuyla aralarına karıştı ve kör adamın kaderini dile getiren türkülerden birini okuyan muganniyi o da dinledi. Gönlü o kadar kabardı, hisleri o kadar coştu ki, bir yolunu bulup zavallıya görme gücü kazandırmaya karar verdi. Sarayına giderek papağanına tez zamanda uçup körü bulmasını ve ona davet mesajını iletmesini söyleyerek kuşu saldı. Papağan uçup giderek, o sırada evinin bahçesinde ağlayan körün kafasına kondu ve ona sihirbazın davetini iletti. Görme umudu canlanan zavallı da, omuzunda kendisine yolu tarif eden papağan olduğu halde, demir asa demir çarık yollara düştü ve sonunda sihirbazın sarayına vardı. Sihirbaz ona bir camgöz verdi. Adam, efsunlu sözler söylenir söylenmez bu gözle görmeye başlayacaktı, öyle ki, ok yaydan böylece bir kez fırladığında, adamın tekrar kör olmasına imkân yoktu. Adam gözü aldı ve efsunlu söz sihirbazın ağzından çıkar çıkmaz gözün gördüğü her şeyi görmeye başladı. Fakat yol yorgunu olduğu için sevincini lam anlamıyla belli edecek durumda değildi. Bu yüzden sihirbaz onu sarayında kırk gün ağırlamaya karar verdi. Gelgeldim, sihirbazın karısını görür görmez adamın aklı başından gitti. Günler ve gecelerce kadını düşündü taşındı. Sonunda sarayın hamamına gidip kadının yıkanacağı kurnanın üzerine bir
İletişim yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
İnsan, bazen kulakları duysa da gerçek anlamda hakikati işitmeyen, gözleri görse de gerçeği göremeyen , dili dönse de hakikati söylemeyen, nankör bir varlık haline gelebilir.
Sayfa 120·Kitabı okudu
Reklam
Reklam