Hep aynı şey oluyordu.
Uzaklarda kusursuz bir erkek görüyor ama o erkeğin yakına gelir gelmez hiç de uygun biri olmadığını anlıyordum. Hiç evlenmek istemeyişimin nedenlerinden biri de buydu. Hayatta en son istediğim şey sonsuz güvenceye kavuşmak ve okların atıldığı yay olmaktı. Ben değişiklik ve heyecan istiyordum. Dört Temmuz bayramındaki havai fişeklerden fışkıran rengarenk kıvılcımlar gibi her yöne atılmak istiyordum.
El değmemiş bir kız olup, yine el değmemiş bir erkekle evlenmek hoş bir şey olabilirdi ama ya adam evlendikten sonra birdenbire Buddy Willard'ın yaptığı gibi aslında el değmemiş biri olmadığını itiraf ederse ne olacaktı? Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz, öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu.
Sonunda baktım ki yirmi bir yaşına gelmişim ve hem bakir kalmış hem de zeki, ihtiraslı bir erkek bulmak hiç kolay değil, ben de bakire kalmaktan vazgeçip kendim gibi bakir olmayan biriyle evlenmeye karar verdim. Bu durumda o benim hayatımı zehir ederse ben de onun hayatını zehir edebilirdim.
Bunun ancak bir erkek tarafından icat edilmiş bir ilaç olduğunu düşündüm. Karşımızdaki kadının korkunç sancılarla boğuştuğu ve çok acı çektiği her halinden belliydi, yoksa böyle inlemezdi ama yine de buradan çıktığında doğruca eve gidip bir bebek daha yapmaya koyulacaktı, çünkü ilaç acının ne kadar kötü olduğunu unutturacak, içinde bir yerlerdeki o kapısız, penceresiz, uzun, karanlık acı koridoru, bir kez daha açılıp onu içine almak için beklemeye devam edecekti.